Giriş
Kitap, Arapça bir kelime olup, lügatte, cem eden, toplayan mânâsına gelir. Herhangi bir mevzu ile alâkalı çeşitli meseleleri terkip edip bir araya getirdiği için “Kitab”a kitap denilmiştir.
Muhteva ve mânâ itibarıyla kâinat da bir kitaptır. Fizik, kimya, astronomi ve daha binlerce ilim onda iç içe ve omuz omuzadır. Evet, kâinat öyle bir kitaptır ki, onu “Kudret” ve “İrade” yazmıştır. Tabiî bu kitâbet “kader” projesine göre gerçekleşmiştir. Dolayısıyla da kâinat harf harf, satır satır ilâhî isim ve sıfatların tecellîlerini yansıtmaktadır.
Kitap, kelime olarak mânâsını en anlamlı, en tonlu şekilde Kur’ân’da bulur. Zira “câmi” olması yönüyle Kur’ân’a denk ikinci bir kitap yoktur. Kur’ân, “Mülteka’l-bahreyn” diyebileceğimiz, iki denizin birleştiği, iki ummanın aynı çizgide buluştuğu bir kitaptır. Varlığın, iç ve dışı, zâhir ve bâtını, mucize televvünüyle ancak Kur’ân’la ortaya konmuş ve tanınmıştır. Lafız ve mânâ âhengi itibarıyla zirvede bir kitaptan söz edilecekse, o, Kur’ân’dır. Dünya ve ahiret mülâhazası en hassas ölçülerle yalnız Kur’ân’da dengelenmiştir. Ayrıca o, geçmiş kitapların doğru yönlerini bünyesinde toplamış olmakla da mucizevî ayrı bir derinlik gösterir.
Bütün bu yönleriyle Kur’ân, beyan âleminde makam-ı cem’in unvanıdır. Evet, Kur’ân, “hakâik-i sâbite” (sâbit, değişmez hakikatler) ile “âyân-ı sâbite”yi (varlıkların ilm-i ilâhî’deki sabit asılları, mahiyetleri) bir araya getiren biricik kitaptır. Mülk, melekût ve görünen-görünmeyen âlemler onda iç içedir. Kur’ân, şehadet âleminde, gayba ait bir dildir. Gayb âlemine ait haberleri en doğru şekilde bildiren de odur. İşte Kur’ân bu yönüyle de bir “câmi” ve bir birleştiricidir. Bütün bu hususiyetlerinden dolayı da kelimenin tam anlamıyla “kitap” dendiğinde Kur’ân anlaşılır.