Fahr-i Kâinat Efendimiz, seferden döndüğü zaman, Tebük Gazvesi’ne katılmayıp Medine’de kalanlar tek tek gelip özür dilemişler ve mazeretlerini yeminlerle te’yit etmişlerdi. Hazreti Sâdık u Masdûk Efendimiz de, onların sözlerini dış görünüşleri itibarıyla kabul edip, işin iç yüzünü ve onların niyetlerini Allah’a havale etmiş ve haklarında istiğfarda bulunmuştu. Sadece, Kâ’b İbn Mâlik ve diğer iki arkadaşı Resûl-i Ekrem’in huzuruna girince bahane uydurma yoluna gitmeden doğruyu söylemiş ve haklarında verilecek hükmü intizar etmişlerdi.
Kâ’b İbn Mâlik’in Hicranı
Kâ’b İbn Mâlik, Akabe’de İnsanlığın İftihar Tablosu’na bey’at etmiş, Bedir dışındaki bütün gazalara katılmış; kılıcı kadar sözü, sözü kadar da kılıcı keskin bir insandı. Şiirleriyle hasımların moral dünyalarını altüst edebilecek kadar söz üstadıydı. Fakat, her türlü imkâna sahip olduğu ve bir özrü de bulunmadığı hâlde Tebük seferine katılmamıştı. İşte, bu büyük sahabînin sefer esnasında ve sonrasında yaşadıkları, duygu ve düşünceleri, tavır ve davranışları mevzumuza çok güzel bir misaldir. Fakat, bu hazin hikâye, o yüce kâmeti sorgulama mânâsına da gelebileceğinden dolayı, hâdisenin mevzuyla alakalı kısmını, Kâ’b İbn Mâlik Hazretleri’nin kendi dilinden aktarmak daha doğru olsa gerektir. En muteber kaynaklarda nakledilen hadis-i şeriflere göre; Hazreti Kâ’b serencamesini şöyle anlatmıştır:
“Ben hiçbir zaman, katılmadığım bu gazve sırasındaki kadar kuvvetli ve zengin olamamıştım. Vallahi Tebük Gazvesi’nden önce iki deveyi bir araya hiç getirememiştim; fakat, bu sefere çıkılacağı esnada, iki tane binek devesine birden sahiptim.6
Dipnotlar
- 6 Buhârî, meğâzî 79; Müslim, tevbe 53.