İçeriğe geç

Sıcaklık, kuraklık, kıtlık, uzaklık ve düşman ordusunun gücü gibi unsurların iyice zorlaştırdığı bu sefere çok çetin bir savaş olacağı mülâhazasıyla çıkılmıştı. Allah Resûlü (aleyhi ekmelüttehâyâ), güçlüsüyle zayıfıyla bütün Müslümanları açıktan cihada davet etmiş ve inananlar arasında umumî seferberlik havasının yayılmasını sağlamıştı. O, bir yandan “Allahım, şu bir avuç İslâm toplumunun yok olmasına fırsat verirsen, artık yeryüzünde Sana ibadet eden kalmayacak!” diyerek Mevlâ-yı Müteâl’e içini dökmüş, O’nun havl ve kuvvetine sığınmış; diğer taraftan da, bütün mü’minleri mallarıyla ve canlarıyla cihada teşvik etmiş, zafer için gereken sebepleri yerine getirmişti.

Tebük hazırlıkları sırasında, Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in teşvikleri üzerine tarihte eşine az rastlanabilecek fedakârlık örnekleri sergilenmişti. Zenginiyle fakiriyle topyekün ashab-ı kiram orduya yardım için koşmuşlardı. “Aileme Allah’ı ve Resûlü’nü bıraktım.” diyen Hazreti Ebû Bekir malının tamamını infak etmişti.1 Onu hayranlıkla seyreden Hazreti Ömer ve Abdurrahman İbn Avf gibi önde gelenler mallarının yarısını verirken, diğer sahabîler de servetlerinin büyük bir bölümünü infak etmişlerdi.

Ordunun techizinde en büyük yardımı Hazreti Osman yapmıştı. O, üç yüz deve, yüz tane de at bağışlamış; sonra birer altın sarf ederek on bin askeri su içtikleri kapların ağız bağlarına ve askı iplerine kadar techiz etmişti. Bununla da yetinmeyerek, ayrıca bin altını Resûlullah’ın kucağına dökünce, İnsanlığın İftihar Tablosu, “Allahım, ben Osman’dan razıyım, Sen de razı ol!” diye dua etmiş2 ve akabinde “Bundan sonra Osman’ın yaptığı ona zarar vermeyecektir; Allah onugünahtan koruyacaktır.” buyurmuştu.3

107