İçeriğe geç
18. Bölüm

Hâlâ Vakit Varken…

Soru: İmanın ve tevbenin kabul edilmediği “hâlet-i yeis” hangi zaman dilimini kapsar. Sebepler açısından iki-üç ay ömrünün kaldığını öğrenen bir hastanın o andan sonraki hâli de hâlet-i yeis sayılır mı? Böyle bir hastanın, tam suda boğulacağı an inandığını söyleyen ama imanı makbul sayılmayanFiravun’unki gibi bir âkıbete düçar olmaktan endişe duyması doğru mudur?

Cevap: Yeis; gerçekleşmesi arzulanan bir şeyin artık olamayacağını kabul etmek, onun olmasını ummaktan vazgeçmek, istenen o şeye duyulan beklentiyi bitirmek, ondan bütün bütün ümit kesmek, ümitsizliğe düşmek ve karamsarlığa kapılmak mânâlarına gelmektedir. “Hâlet-i yeis” ise; bir kimsenin kendi ihtiyarıyla karar veremeyecek kadar korkması, iradesinin felç olması, beklentilerinin son bulması; hususiyle de, can çekişen insanın yaşama ümidinin tamamen tükendiği, ötelere ait emarelerin iyice belirdiği ve artık iman ikrarının fayda vermeyeceği, hayatın o en son anındaki çaresizlik hâli demektir.

Bu an, insanın dünya hayatına geri dönmesinin ve küçük bir salih amel yapacak kadar şuurluca yaşamasının mümkün olmadığı, –bir tevcihe göre– bunun hem ölmek üzere olan şahıs hem de yanındakiler tarafından bilindiği andır.

Ölüm Gelip Çatınca…

Henüz fırsat varken kendi hür iradesi ile iman etmeyen bir inançsızın, ölüm gelip çattığı ve gözünden perdenin yavaş yavaş kaldırıldığı zaman, ilâhî azaba uğrayacağından artık emin olduğu hâlet-i yeiste, kendi ihtiyarı ile değil de, korku ve ümitsizlik sâikiyle iman ettiğini söylemesine “iman-ı yeis” denilir. Daha önceden iman ettiği hâlde, günah ve isyandan yakasını kurtaramayan bir fâsıkın tam öleceği sırada günahlarından tevbe etmesine de “tevbe-i yeis” adı verilir.

222