Dolayısıyla, bugün içtihada ihtiyaç duyulan meselelerin halledilmesi de ancak kollektif şuurla mümkün olacaktır. Sahasının uzmanı şahıslardan meydana gelecek olan bir heyet böyle bir içtihadı –Allah’ın izni ve inayetiyle– gerçekleştirmiş ve böylelikle bir kişinin üstesinden gelemeyeceği bu ağır yük cemaatin omuzlarına yüklenmiş olacaktır. Evet, bundan sonra, istihraçlar, istinbatlar ve içtihadlar hep o işin uzmanı insanların bir araya gelmeleri neticesinde kollektif şuurla yapılacaktır.
Bu açıdan da, ilim ve bilgi birikimi itibarıyla da bir mü’minin kendini yeterli görmesi ve “Artık ben kendime yeterim” şeklinde düşünmesi mümkün değildir. Hatta, dinî ilimlerle uğraşan kimselerin, “Şu kitapları okuduk, şimdi de bunları mütalaa ediyoruz; bu atmosferin bize ilham ettiği şeyler istikametinde fikir alış-verişinde bulunuyoruz.” deyip sadece o birkaç saatlik ve birkaç senelik okumayı yeterli görmeleri onlar adına büyük bir aldanmışlık sayılır. Zira, ilim tâlibi de “hel min mezîd” kahramanı olmalı, kendisini asla yeterli görmemeli; okuma ve başkalarının yüksek fikirlerinden istifade etme kulvarında bir ömür boyu sürekli koşmalıdır.
Dahası, ilim, insanı salih amele sevketmelidir; çünkü, öğrenmek ve bilmek, insanı Allah’a yaklaştırdığı ölçüde bir kıymet ifade etmektedir. İnsan, öğrendiği her meseleyi elden geldiğince pratiğe dökmeli ve onunla Allah’a bir adım daha yaklaşmanın yollarını aramalıdır. Nitekim, Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem), “Kim ilim bakımından ilerledikçe zühd hayatı açısından da mesafe kat’etmezse, onun sadece Allah’tan uzaklığı artar”; yani, öğrendiği onca hakikate rağmen, dünyaya rağbet etmekten ve nefsâni arzularına göre yaşamaktan vazgeçmeyen bir insan Allah’tan uzaklaştıkça uzaklaşır, buyurmuştur.
Koşarken Ölmeli!...
Evet, kendini yeterli görmeyen bir mü’min, Allah’ın bahşettiği imkanları yine O’nun yolunda kullanıp ebedîleştirmek için gecesi-gündüzüyle hayatının her anını en iyi şekilde değerlendirmeye çalışır.. rıza-yı ilahî için koştururken bazen evinin yolunu unutur; kimi zaman çocuklarının simasını zor hatırlayacak hale gelir.. gelir ve sürekli salih bir amel peşinde koşar. Benim hayallerimi süsleyen Kur’ân talebesi de hizmete giderken solukları tükenen, koşarken kalbi duran ve yatakta değil yolda ölen bahtiyardır. Böyle birinin vefat haberini duysam, gözlerim dolar, hicranla gözyaşı dökerim onun ardından; fakat, aynı zamanda o gözyaşları benim takdir hislerimin de ifadesi olur. Çünkü, hakikî Kur’ân talebesi, kalbinin durduğunun farkına varamayacak şekilde bir küheylan gibi koşan ve kendini adadığı dava uğrunda bir vazifeye giderken yolda son nefesini veren insandır.