İçeriğe geç
5. Bölüm

Adanmışlık Ruhu

Kara Sevdalılar

Yemekte otururken rüzgâr esiyordu, o esnada aklıma rüzgâr ile alâkalı âyetler geldi, yemek boyunca zihnim hep o âyetlerle meşgul oldu. Kur’ân-ı Kerim bir yerde meâlen, “Biz, rüzgârları aşılayıcı olarak gönderdik. Derken gökten yağmur indirip onunla sizi suladık.”1 buyuruyor. Yine bir başka âyette de şöyle buyruluyor: “O’dur, rahmetinin (yağmurun) önünden müjdeci olarak rüzgârlar gönderen. Nihayet bu rüzgârlar o ağır bulutları hafif bir şeymiş gibi kaldırıp yüklendiklerinde, biz onları, ölü bir ülkeye sevk eder, derken oraya su indiririz de orada her türlüsünden meyveler, ürünler çıkarırız.”2 Bir taraftan, yağmur damlaları bitirmek üzere bulutun aşılanmasını, diğer taraftan da ürün verecek tohumların aşılanmasını ve rahmetin müjdecisi olan rüzgârı düşünürken zihnim sosyal hâdiselere intikal etti.

Sosyal hâdiselerde de önce şiddetli fırtınalar olur. Eğer insanlar o fırtınalar karşısında tamamen yıkılmamışlarsa, yani yeşillikler kurumamış, ağaçlar devrilmemiş, gökten düşecek yağmura bağrını açacak şeyler zeminde bütün bütün yok olmamışsa; o rüzgârları sürekli yağmurlar takip eder. Esen her rüzgâr, sele sebebiyet verebilecek yağmurları bağrında taşıdığı gibi, rahmet yağmurlarının da müjdecisi olabilir.

Bu açıdan da, bizim her şeyden ziyade kendimize bakmamız lazım. Yani, bizim dünyamız yağmura liyakatli mi? Ağaçlar devrilmiş mi, dimdik mi? Zeminde hâlâ yeşillik var mı? Daima yağış alan bölgeler gibi yağmura açık hâlini koruyor mu?… İşte buna bakmalı… Bu mülâhazayla kendimizi sorgulamalı, iç dünyamızı teşrih masasına yatırmalı, rahmete liyakatimizin olup olmadığını tetkik etmeliyiz.

89