İçeriğe geç
1. Bölüm

Canlarla Sohbet

“Sohbet-i Canân”ı acaba “Canlarla sohbet” diye mi “Canân sohbeti” diye mi okumak lazım? İkisinde de sohbet halkasının “can” ve “canân” sıcaklığında oluştuğu açık. Ya cansınız ya da canân… Etrafında sohbet halkasının oluştuğu insan, öyle bir iklimden konuşuyor.

Fethullah Gülen Hocaefendi’nin üzerine gurbet hüznü çökmüş gönül dünyasının söz ürünleri bunlar…

Sorular var, cevaplar var…

Ama hepsi bir sohbet samimiyeti sıcaklığında…

Dünya savruluyor ve insanlar, özellikle bu savruluşun merkez üssünde oturan Müslümanlar zaman zaman düşünce ikliminde farklı noktalara düşüyorlar. Bizim de Hocaefendi’den farklı düşündüğümüz zamanlar oldu. Ama, biliyorum ki orada, Müslümanların savruluşundan derin acılara garkolan, insanlığı yakan her ateşle kavrulan bir gönül var. Dünyada bir yüreğe daha ışık taşımak için çırpınan, serâpâ sancılar içinde bir gönül adamı var.

Sözü, kıtalara dağılan gönül dostları tarafından okunan, yaşanan bir insan… Sırtında yumurta küfesi taşıyan ya da üzerine ümitler yoğunlaşmış bir bebeğe yüklü bir anne… Sözünü süzen, hayatını süzen ve çağlayanlar gibi coşkun his dünyasını süzen…

Hz. Mevlâna’nın pergel mecazını biliyoruz. Bir ayağı Tevhid’de diğeri ile dünyayı dolaşmak… Bu, evrensel bir davayı sırtlananların üslubu. Bu, üslubun değişik noktalardan değişik görüntüler vermesi kaçınılmaz. Bir ayağın hep Tevhid’de olduğunu dikkate almayanlar tarafından zaman zaman yadırganmalara maruz kalmak da kaçınılmaz. Mevlâna Hazretlerinin kimi sözleri de, diyelim bunların en bilineni olarak “Gel, gel!” çağrıları da yadırganmış bazı ahvalde. Oysa o çağrılar, dünyanın bir yerinde birilerinin yüreğini tutup, İslâm’la bütünleştirmiş… Kim bilir belki, ya da umulur ki, yadırgayanlar da, yadırgananlar da, yürekleri samimiyet, ihlas mecrasında aktıkça, ecre nail olacaklardır.

1