Hususiyle günümüzde olduğu gibi enaniyetin çok ileri gittiği bir dönemde üslûp adına daha hassas olmalıyız. Tevhid hakikati bizim hayatımızın gayesidir. Onun yolunda bin canımız olsa kurban ederiz. Fakat, tevhid hakikatini ifade ederken bile zamanı ve şahısları iyi seçmeli, muhatabımızın hissiyatını ve muhtemel tepkilerini nazar-ı itibara almalıyız. Sözlerimizle kimseyi karşımıza almamalı, mahcup etmemeli ve asla ulu orta konuşmamalıyız. Çünkü meselenin ulu orta konuşmaya kat’iyen ve katıbeten tahammülü yoktur. İşte bu çerçevede hareket etmeye hikmet, o üslûba da hakîm üslûbu denir. Bunun dışında kalan söz ve davranışlar ise kaba söz, kaba tavır ve kaba davranışlar demektir.
Umuma Konuşma ve Hataları Yüze Vurmama
İnsanlığın İftihar Tablosu (aleyhi ekmelüttehâyâ) genel tavrı itibarıyla hiç kimseyi ve hiçbir kavmi karşısına alarak hatalarını yüzlerine vurmamıştır. Vakıa sadakat ve vefa timsali, kayma ihtimali olmayan bazı sahabî efendilerimizin hatalarını yüzlerine söylediği olmuştur. Meselâ Hazreti Ali Efendimiz’i namaza kaldırdığında, o (radıyallâhu anh): “Allah dileseydi kalkardım.” demiştir. İki Cihan Serveri Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) onun bu sözüne karşılık elini dizine vurarak dönüp: وَكَانَ الْإِنْسَانُ أَكْثَرَ شَيْءٍ جَدَلًا“Zirabütün varlıklar içinde tartışmaya en düşkün olan, insandır.”5 demiştir. Hazreti Ali bu hadis-i şerifi bizzat kendisi nakletmiştir.6 Hadiste insanoğlunun diyalektiğe girmesi tenkit edilse de, Peygamber Efendimiz biliyor ki, Ali’yi karşıma alıp ona birkaç yeniçeri tokadı çaksam da, o, bu işin adanmışlarından olduğundan yine de bırakıp gitmez. Fakat Peygamber Efendimiz’in bu tavrı hususî bazı şahıslarla sınırlı olup onun umumî ahval ve üslûbunu yansıtmaz.
Dipnotlar
- 5 Kehf sûresi, 18/54.
- 6 Buhârî, teheccüd 5; Müslim, salâtü’l-müsâfirîn 206.