İçeriğe geç

İşte bu açıdan meseleye bakıldığında, evvela bilinmesi gerekir ki, hadis-i şerifte geçen, اَلْهُمُومُ kelimesinin ifade ettiği mânâ, sadece geçim derdi neticesinde insanın yaşadığı üzüntü ve sıkıntı olarak anlaşılmamalıdır. O, daha geniş ve şümullü bir çerçevede ele alınmalıdır. Evet, insanın geçim yolunda, harama düşmemek için kılı kırk yararcasına bir hassasiyet içinde hayatını sürdürme düşüncesi ve bu istikamette içten içe duyduğu dert ve ızdırap da hadis-i şerifteki اَلْهُمُومُ ifadesinin muhtevasına dâhildir. Tarih boyu Allah dostu pek çok büyük zat böyle bir endişeyle tir tir titremiş ve bu sebeple rızık endişesinin; kulluklarına, Allah’la irtibatlarına bir mani teşkil etmemesi için Cenâb-ı Hakk’a dua ve tazarruda bulunmuşlardır. Meselâ Hasan Şazilî, Abdülkadir Geylânî ve İstanbul’un âbide şahsiyetlerinden biri olan Ebu’l-Vefa Hazretleri, kendilerini rızık hemminden halas eylemesi için Cenâb-ı Hakk’a yalvarıp yakarmışlardır. Çünkü rızık endişesi, bir yönüyle, “bugünüm, yarınım” dedirtmek suretiyle insanın Allah’a karşı olan/olması gereken tevekkülünü sarsabilir; sarsıp onun Rabbisiyle olan münasebetine zarar verecek bir noktaya gelebilir. Böylece insan, daha bugünden, yarının, ertesi günün korkusunu yaşamaya başlar, hatta aklı-zihni yarınları bırakıp öbür günler endişesiyle dolup taşar. Bu korku ve endişeler secdede bile onu rahat bırakmaz. Öyle ki insan, Allah’a en yakın olduğu secde anında dahi, bir taraftan Allah’a dua ederken, diğer yandan da maişet derdi kafasını meşgul eder. Hani, konuyla alâkalı Ebû Hanife Hazretleri’nin bir menkıbesi anlatılır: O dönemde Hazreti İmam-ı Hümam yaptığı içtihatlarla öyle meşhur olmuştur ki, kimin ne problemi varsa çözüm adına hemen ona müracaat etmektedir. Bir gün, eşyasını kaybeden bir şahıs, ona gelerek yitiğini nasıl bulacağını sorar. Hazreti İmam onu dinledikten sonra, “Git, abdest al, iki rekât namaz kıl, sonra gel!” buyurur. O zat abdest alıp namaza durduktan sonra, kaybettiği şey her ne ise, orada hemen aklına geliverir.

289