İçeriğe geç

Hadis-i şerifin izahına geçmeden önce, evvela, Kur’ân ve Sünnet’in doğru okunup doğru yorumlanmasında ulema-i muhakkikînin, hassasiyetle üzerinde durduğu temel bir düsturu hatırlatmak istiyorum. Değişik vesilelerle ifade edildiği üzere, ister bir âyet-i kerime, isterse bir hadis-i şerif olsun, onları doğru bir şekilde anlayıp yorumlayabilmek için küllî bir nazar ve bütüncül bir bakış açısına sahip olmak ve o nazar ve bakış açısıyla âyet veya hadisi anlamaya çalışmak gerekir. İşte bu düsturdan hareketle, diğer nassları da göz önünde bulundurarak umumi mânâda Kur’ân ve Sünnet’e baktığımızda, rızık talebi peşinde çekilen sıkıntının; namaz, oruç ve haccın yerini tutamadığı görülecektir. Umre nafile bir ibadet olması dolayısıyla onun için belki mülâhaza dairesini açık tutabiliriz. Ancak bildiğiniz üzere namaz, dinin direği,2 nurudur; sefine-i dini, namaz yürütür ve namaz cümle ibadetin piridir. Oruca gelince, Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) onun için: اَلصِّيَامُ جُنَّةٌ مَا لَمْ يَخْرِقْهَا“Oruç, (riya ve süm’a ile veya diğer aza ve cevariheoruç tutturmamak suretiyle) zayi edilmediği, yırtılıp delinmediği sürece insan içinkoruyucu bir zırh ve kalkandır.”3 buyurmuşlardır. Hac ise insanın bütün günahlarından arınıp temizlendiği bir arınma kurnası gibidir.4 Hususiyle Arafat, insanın bütün günahlarının döküldüğü ulvî ve mukaddes bir mekândır.5 Dolayısıyla, denilebilir ki, bir açıdan hacca muadil hiçbir şey olamaz. O hâlde namaz, oruç ve hac gibi ibadetlerin dindeki o muallâ yerlerini hiçbir zaman hatırdan çıkarmadan, bu ve benzeri hadis-i şeriflerin mânâ ve maksadını anlamaya çalışmak gerekir.

Derd-i Maişet ve Allah’la İrtibat

288