Evet, bugün dünyanın dört bir tarafına gidilmiş ve insanımız yeni inkişaflara, yeni açılımlara vesile olmuştur. Tabiî bu da farklı toplum ve coğrafyalarda yeni yeni meselelerle karşılaşmak mânâsına gelmektedir. İşte bu noktada mefkûre muhacirlerinin kendi temel disiplin, temel düşünce ve temel kaidelerine muhalif bir hareket içine girmemesi; neye, nasıl inanıyorsa usûlünce bunları açıkça ortaya koymaktan çekinmemesi gerekir. Çünkü muhatapları endişeye sevk etmeyelim diye, meselâ namaz gibi bir ibadetimizi gizli kapaklı eda etmeye çalışırsak, niyetimizin aksi istikametinde bir tepkiyle karşılaşır, yanlış anlaşılır ve algılanır; neticede endişe duymayacakları bir hususta dahi gereksiz yere insanları endişeye sevk etmiş oluruz. İşin doğrusu, ülkemizdeki bazı mütemerritlerin yaptığı ölçüde, dünyanın değişik coğrafyalarında namaz kılındığından dolayı insanımızın kapı dışarı edileceğini zannetmiyorum. İşte bu açıdan farklı kültür ortamı içinde bulunduğumuzu düşünerek, “Bu ortamın şartları bunu gerektirir.” deyip hâl ve hareketlerimizi indî mülâhazalarla belirlemememiz gerekir. Bunun yerine, hem din-i mübîni, hem o coğrafyanın şartlarını çok iyi bilen, yıllarını orada geçirmiş, tecrübeli insanlar bulunabilir ve meseleler onlarla istişare edilebilir. İstişareden hatalı bir tercih ortaya çıksa bile, böyle bir hata affa mazhar olur. Evet, karşı karşıya olduğumuz problemleri kırk, elli senedir o yolda bulunan, o işin içinde olan tecrübeli insanlara götürür ve onlarla görüşerek fikirlerini alırsak, neticede hata edilse bile, bu bir içtihat hatası olduğundan, öyle inanıyoruz ki, Allah (celle celâluhu) o hatayı mağfiret buyurur.