Bu tetkik ve tahkiklerden sonra, eğer o anlayışın, dinin ruhuna-özüne dokunduğu, dinin temel kaideleriyle telif edilemeyeceği gibi bir kanaat ortaya çıkarsa, insanlar oturur, hislerini işin içine karıştırmadan meseleyi mâkul bir şekilde usûlüddin mizanlarıyla yeniden ele alıp çözmeye çalışırlar. Bunun dışında mualece adına ortaya konacak muameleler değişik komplikasyonlara sebebiyet verir ve insanı, “kaş yapayım derken göz çıkarma” durumuna düşürür. Ayrıca bir şahsın irade zaafından kaynaklanan hata ve günahlar kesinlikle orada bulunan bütün insanlara teşmil edilmemeli ve asla toptancı bir yaklaşım sergilenmemelidir. Daha önce de değişik vesilelerle ifade ettiğim gibi, heva u hevese açık bilmem hangi cadde ve sokaklarda bir arkadaşınızı geziyor gördüğünüzde, bence hemen başınızı çevirin, görmezlikten gelin ve geçip gidin oradan. Çünkü ferdin işlediği bir günah, umumun hukukuna zarar verecek bir keyfiyette değilse, o ferdi, yaptığı hizmetlerden uzaklaştıracak tavır ve davranışlar içine girmek kesinlikle doğru değildir ve bu durum insana ağır bir vebal yükler. Biz Allah’a karşı teslimiyet ve sadakat göstermekle emrolunduğumuz gibi, kardeşlerimize karşı da vefa ve sadakat göstermekle mükellefiz. Eğer, ayak ucuyla yanlış yere adım atan bir insanı hemen kaldırır atarsanız, çevrenizde kaldırıp atılmadık hiçbir insan kalmaz. Ayrıca bu konuda ölçü bilinmediği takdirde aynı yolda koşturup duran insanlar bile birbirinin casusu gibi hareket edip bir fert, diğeri hakkında, “Bakalım hele, o da yanlış adım atıyor mu, o da ayağını ters basıyor mu?” demeye başlar. Bu açıdan, yürünülen bu yolun gereklerinden birinin de hatalara karşı gözlerimizi yummak olduğu asla hatırdan çıkarılmamalıdır. Hazreti Pîr-i Mugân’ın, İhlâs ve Uhuvvet Risaleleri’nde ve Lâhikalar’da ısrarla bu mesele üzerinde durması da bize bu hakikati ifade etmektedir.