İçeriğe geç

Ne Allah’ın insanlığa rehber olarak gönderdiği kutlu nebilerden ne de Hz. Ebû Bekir gibi nübüvvet kapısının sadık bendelerinden iradî ve kastî olarak bir günahın ortaya çıkması düşünülebilir. Fakat onlar, hâllerini Cenab-ı Hakk’a arz etmek suretiyle, “bizden kusur, Senden affetmek” gibi bir tavır ortaya koymuşlardır. Kur’ân-ı Kerim’de ısrarla üzerinde durulduğu üzere Allah kullarına zerre miktarı zulmetmez, haksızlıkta bulunmaz. O’nun, kulları hakkında takdir buyurduğu her şey adildir. Eğer ortada bir zulüm varsa bu kullara aittir; ya doğrudan onların eliyle gerçekleşmiştir, ya da bir kısım yanlışları buna sebep olmuştur.

Evet, insanın Allah huzurunda ellerini açarak yaptığı haksızlık ve zulümleri itiraf etmesi, mağfiret ve merhamet edilme adına çok önemli bir vesiledir. Bu itibarladır ki, özellikle bela ve gailelerin başımızdan aşağı sağanak sağanak yağdığı demlerde, mü’minlerin Cenab-ı Hakk’a yönelmeleri ve yalvarmaları daha bir önem arz eder. Bu sıkıntıları kendimizden bilmez ve sürekli dışarda başka mücrim ve zalimler aramaya yönelirsek belalar daha da devam eder. Fakat bunlardan kendimizi mesul bilir ve kusurları üzerimize alırsak Allah bize merhamet eder ve önümüze maruz kaldığımız sıkıntılardan kurtulma yolları açar.

248