“Ey oğulcağızım! Namazını dosdoğru kıl, emr-i bi’l-mâruf nehy-i ani’l-münker yap, sana isabet eden belâlara da sabret. Muhakkak ki bunlar, işlerin en zor olanlarındandır.”6
Burada da görüldüğü gibi, Hz. Lokman oğluna evvelâ namazı dosdoğru kılmasını, ardından da “emr-i bi’l-mâruf nehy-i ani’l-münker” yapmasını öğütlüyor. Ve sanki oğluna şunları söylemek istiyor:
“Oğlum, namazı olmayan insanın cihadı da olmaz. Namaz bütün ibadetlerin kabul şartıdır. Onun için evvelâ sen, Rabbine karşı bu kulluğunu tam olarak yerine getir. Sonra da, sendeki bu dinamikle etrafına iyiliği emredip yaymaya, kötülüğü de menedip engellemeye çalış. Sen bunu yaparken, muhakkak ki, başına çeşitli gaile ve belâlar gelecektir.. onlara da daha işin başında sabretme azminde ol.”
Evet, hiçbir dava adamına, musibet ve belâ sürpriz değildir; aksine o, beklenen bir hâdisedir. Çünkü bugüne kadar bunun istisnası görülmemiştir; görülmemiştir, zira bu iş ancak büyüklerin altından kalkabileceği veya mükâfatını ancak Cenâb-ı Hakk’ın takdir edebileceği büyük işlerdendir. Ve bu büyük işler, onları ahirette büyüklerin yanına yükseltecek, getirecek ama, onlar burada, büyüklere mahsus ve onların ayırıcı vasfı olan belâ ve musibetlere dûçâr olacaklardır. Bu durumda da onlara, yine büyüklere yakışır sabır gerekmektedir.
Bu vazifenin ehemmiyetini ve aynı zamanda ağırlığını Efendimiz bir hadislerinde şöyle beyan buyurur:
“Ümmetimin en hayırlısı, cahiller arasında cihada ve belâya maruz kalan kimselerdir.”7 Ve başka bir hadis de bu hükmü teyit eder mahiyettedir:
Dipnotlar
- 6 Lokman sûresi, 31/17.
- 7 ed-Deylemî, el-Müsned 2/174.