İçeriğe geç
9. Bölüm

8. Tarihî Hâdiselerle Tebliğ Ve Helâk

“Emr-i bi’l-mâruf nehy-i ani’l-münker” vazifesine, tarihte helâk olan kavimler ve onların helâk oluş sebepleri açısından bakılabilir. Böyle bir bakış ve değerlendirmede ilk defa şu hususu görürüz:

İnanan toplumların garantisi olan iki ana umde vardır. Bunların olmaması, iki sınıf toplumun helâkını ve değişmeyen akıbetlerini belirler. İster meseleyi müspet yönüyle ele alalım, ister ona menfî yönüyle yaklaşalım aynı neticeye varılır; bir toplum içinde “emr-i bi’l-mâruf nehy-i ani’l-münker” bilfiil yapılıyorsa, Allah (celle celâluhu) o cemaat ve cemiyeti helâk etmez. Ve yine, bir cemaatin içinde az dahi olsa, bu kudsî vazifeyi yerine getiren varsa ve bunlar mağlup olma durumunda da değillerse yine Allah o topluluğu helâk etmez. Bu, meselenin müspet yönden ele alınıp değerlendirilmesi sayılabilir. Tabiî meseleyi, menfî yönden ele alıp kritik etmek de mümkündür.

Evet eğer bir toplum içinde emr-i bi’l-mâruf yapan yoksa Allah (celle celâluhu) o topluluğu helâk eder. Ve yine bir topluluğun içinde bu kudsî vazifeyi yapan bir hayli kahraman olmasına rağmen, karşılarındaki insanların azgınlık ve taşkınlıkları onları mağlup edecek kerteye gelmiş ve onlar da mağlubiyetlerini ilan etmişlerse, yine Allah o topluluğu helâk eder. Yeri gelince, meselenin bu yönünü âyetlerin aydınlatıcı tayfları altında izah etmeye çalışacağız. Şunu daha baştan kesinlikle ifade etmeliyim ki; bir milletin toptan helâkına mâni olacak en geçerli paratöner, inanan kesimin kurdukları irşad yuvalarıyla, bu kudsî vazifeyi yerine getirmeleridir. Evet bir millet, böyle bir girdaptan ancak bu türlü ciddî gayretlerle kurtulabilir.. ve birkaç misal:

a. Hz. Nuh

77