İçeriğe geç

Evet, tekrar başa dönecek olursak, bu kudsî ve ulvî vazife, fert planında ele alınıp yapılmazsa, fazilet toplumunun meydana gelmesini beklemek, hayalden öte bir değer ifade etmez. Zira fert ve cemiyet arasında çok ciddî bir alâka vardır. Cemiyet fertlerden meydana gelir. Dolayısıyla faziletle donatılmış fertlerden meydana gelen bir cemiyet de faziletli bir cemiyet olacaktır. Öte yandan fertler kazandıkları faziletleri nasıl korumak zorunda iseler cemiyetler de, aynı şekilde daha önce kazanmış oldukları faziletleri koruma zorundadırlar. Yukarıda da kısaca temas ettiğimiz gibi, insanın kazandığı faziletler ezelî olmadığı gibi ebedî de değildirler. Ortada bir keynûnet söz konusudur. Dolayısıyla, elde edilen fazilet ve hayırlı oluş, o fazileti kazandıran şartların devamını iktiza etmektedir. Bu mevzuda nebilerin dışında da hiç kimse garanti altında değildir. Onlara da bu garanti, ileride iradeleriyle elde edecekleri fazilet, mücadele ve zaferine peşin bir ücret olarak verilmiştir. Çünkü Cenâb-ı Hak, ilâhî ilmiyle onların istikbalde varacakları noktaları bilmiş ve ilâhî avanslarla daha önceden onları mükâfatlandırmıştır. Öyleyse nebilerin dışında kalanlar ne kadar büyük olurlarsa olsunlar, kazandıkları ve elde ettikleri makamları her zaman korumak zorundadırlar. Aksi hâlde her zaman düşüşler ve elde edilenleri kaybedişler söz konusu olabilir.

57