İçeriğe geç

O hâlde mü’min, durup dinlenmeden Rabbini anlatacak ve onun en büyük meselesi de yine Rabbini anlatmak olacaktır. Hem o, kendisini öylesine bu işe verecektir ki, Rabbini anlatamadığı gün uykuları kaçacak, iştahtan kesilecek ve o günü yaşamamış kabul edecektir. Ve yine onun en büyük dertlerinden biri de Allah Resûlü’nü anlatmak olacaktır. O’nun bu kudsî dava uğrunda yaptıklarını, katlandıklarını anlatacak; anlatacak ve inanan insanların O’nu örnek almalarını sağlayacaktır. Keza, Rabbinin kendisine bir nâme, bir davetiye olarak gönderdiği Kitabullah’ı anlatacaktır. O Kitap ki, Rabbimiz onu bize rehber ve yol gösterici olarak göndermiştir. O Kitap ki, şeref ve haysiyetimiz ona emanet ve ona bağlılığımızla orantılıdır. Tarihin şehadetinden biz bunu anlıyoruz. İslâm âlemi, ne zaman ona sarılmış ve onun hükümlerini içine sindirerek yaşamışsa, hep zirvelerde dolaşmış; ne zaman da elini ondan gevşetmişse derbeder olmuştur.

Burada, bir tahassürümü ifade etmeden geçemeyeceğim. Tahassür dedim, zira düşündükçe beni iki büklüm eden bir vak’anın rapor edilmesi, benim için cidden tahassürdür.

Günümüz Müslümanı, Kitabullah’ın dilinden anlamaz hâle gelmiştir. Kur’ân bir vadide, onlar başka bir vadidedir. Kur’ân’a bağlılık tamamen şekilciliğe dönüşmüştür. Kur’ân’ı biraz aşağıda tutan birini görünce ikaz eden ve Kur’ân’ın her zaman göbekten yukarıda tutulması gerektiğini söyleyen –ki dinin böyle bir emri yoktur, bu sadece bir edep ve saygı ifadesidir– insan görürsünüz ki, yaşantısı Kur’ân’a taban tabana zıttır.

61