Bizzat Kur’ân-ı Kerim’de Efendimiz’e hitaben meal olarak: “Sen bundan önce ne bir kitab okur, ne de elinle onu yazardın. Öyle olsaydı, bâtıla uyanlar, şüphe duyarlardı.”13 ve “Sen (önceden) kitap nedir, iman nedir bilmezdin.”14 denilerek, O’nun okuyup yazmasının olmadığı beyan ve ilan edilmektedir. Müşrikler de, içlerinde yetişip yakînen tanıdıkları O Zât’ın okuyup-yazması olduğunu ve buna dayanarak Kur’ân’ı uydurduğunu bir kere olsun iddia edemediler.
13. Hangi yazar, eserinin hiçbir kritiğe tâbi tutulamayacağını, ihtiva ettiği hakikatlerin hiç eskimeden asırlar boyu devam edip gideceğini ve üzerine hiçbir eserin hiçbir sahada yazılamayacağını iddia edebilir? Bu yazar ister filozof, ister ilim adamı, ister edib, isterse dâhi olsun, netice değişmez. İnsanın kaleminden çıkan her eser, hatta muharref şekilleri ve yönleriyle Tevrat ve İncil bile zamanın aşındırmasından kendilerini kurtaramamış ve değerlerinden çok şey kaybetmişlerdir. Yalnızca Kur’ân’dır ki, her türlü aleyhte çalışmaya, iftiralara, kendinde tenakuz ve yanlışlıklar bulma gayretlerine, tekrarları, ifadeleri ve yazısıyla uğraşılmasına ve ihtiva ettiği hakikatlere zaman zaman dil uzatılmasına rağmen, her geçen gün daha bir taze, daha bir derin ve daha bir anlaşılır olarak zihinlere ve kalblere girmekte ve mutlak hâkimiyetini devam ettirmektedir. Kâinata her geçen gün daha bir ışık tutan o nuru yakan, ancak ve ancak kâinatın sahibi Allah’tır (celle celâluhu) ve elbette onu söndürmeye kimsenin gücü yetmeyecektir!
Dipnotlar
- 13 Ankebût sûresi, 29/48.
- 14 Şûrâ sûresi, 42/52.