İnsan ve kâinat kimin eseriyse Kur’ân da O’nun sözüdür. Zira Kur’ân-ı Kerim, insanı insana şerhetmekte ve kâinat kitabını tefsir etmektedir. Evet, Kur’ân bir taraftan insanı, bütün zaaf ve faziletleriyle, diğer taraftan da kâinatı bütün sır ve incelikleriyle okumaktadır ki, bütün kâinatta tasarruf edemeyen bir Zât’ın, öyle bir söz söylemesi mümkün değildir.
10. İnsan, eserinde kendini her yönüyle anlatamaz; ideal ve düşüncelerini, karakter ve ahlâkını bütün açıklığıyla yazıya dökemez. Bunu bir an için yapabildiğini düşünsek bile, bu kez de fikir, ahlâk ve davranış açısından kolay kolay değişmeden kalamaz. Fakat bir Kur’ân’a, bir de Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) hayatına, ahlâk, karakter ve dava düşüncesine bakalım… Bu ikilinin birbirine tıpatıp uyduğunu, Kur’ânî hakikatlerin O’nun mümtaz şahsiyetinde ve örnek hayatında kristalleştiğini ve ahlâkının bütünüyle Kur’ân’dan ibaret bulunduğunu müşâhede etmekle kalmaz; 23 yıl boyunca söz, davranış, karakter, ahlâk ve ideallerinde en küçük bir değişikliğin meydana gelmediğini Kur’ân’ın her beyanının hayatında tam mânâsıyla mâkes bulup tatbik edildiğini ve ilk gün ne söylemişse son gün de aynı şeyi söylediğini görürüz.