İçeriğe geç

Devr-i Saadet’ten sonra İslâmiyet’i en ciddi yaşayan ve Allah Resûlü’ne en bağlı olanlar Osmanlılar’dır. Devletin kurucusu Osman Gazi, Kur’ân’ın bulunduğu odada: Ben Kur’ân’ın bulunduğu odada ayağımı uzatmam. diyerek, sabaha kadar uykusuz kalıyordu. Yavuz Sultan Selim, Allah Resûlü’nün huzurunda, adına hutbe okunurken: Haremeyn-i Şerif’in Hâkimi dendiğini duyunca, hemen doğrularak haykırıyordu: Hayır! Hakim-ül Haremeyn değil Hadim-ül Haremeyn! Ben ancak hizmetçisi olurum oraların. Sultan Ahmet yazdığı dört mısra ile Resûl-ü Ekrem’in Kadem-i Şerifi’nin (Ayak izinin) şeklini tacına koyuyor. Başımda taç gibi kıyamete kadar gezdiririm bunu [50] diyordu. Dünyanın hiçbir yerinde yapılmayan bir işi de, sadakatinin ifadesi olarak yapıyordu. Efendimiz’in saçlarını ve sakallarını toplatıyor, ülkemize getirtiyordu. Biz bugün atlastan bohçalar içindeki o Muy-i mübarekler karşısında, Efendimiz’i tahattur ediyor, O’nun huzuruna gider gibi edeble yürüyoruz. Kusurlarımızı hatırlayıp şefkat ve şefaatine koşuyor. O’nun elini, eteğini öpercesine dudaklarımızı değdiriyor, derin bir haşyetle başımıza koyuyor, salavat ve selamlarla sadakatimizi izhara çalışıyoruz.

İnsanlar sevdiklerine ait en küçük şeylere bile sadakat gösterirler. İcab ederse onurlarını, şereflerini, herşeylerini feda ederler. Sevdiklerinin bir zülfüne dahi zarar gelmemesi için seve seve canlarını, ruhlarını verirler. Beklenen nesil, beklenen cemaat tekrar eski hüviyetine döner, Allah’ın ve Resûlü’nün arzu ve isteklerini şahsî arzu ve isteklerine tercih ederlerse; Allah’ın tevfik ve inayeti ile tarihin seyri ve hadiselerin akışı değişir, Cenâb-ı Hakk bize gülen yeni ufuklar açar. Elverir ki, sadakat üzere olalım.

İSLÂM FEDAKARLIK İSTER:

53