İçeriğe geç

Evet, Allah’a iman çok güzel ama çok zor bir meseledir. Hucurât sûresinde Allah (celle celâluhu), “İnandık” diyen bedeviler için: “De ki: Siz iman etmediniz ama “İslâm olduk.” deyin. Zira henüz iman kalblerinize yerleşmedi.”32 buyurmakta ve bir sonraki âyette de gerçek inananları, “Gerçek mü’minler ancak Allah’a ve Resûlü’ne iman eden, ondan sonra asla şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla mücahede edenlerdir…”33 diye tavsif etmektedir. Demek iman, riyazî kat’iyet içinde, aksine ihtimal vermeyecek ve perde-i gayb açılıp aksi gösterilse sarsıntı yaşamayacak şekilde bir iz’an gerektiriyor. Ben, avam halktan öyle insanlar tanıdım ki, akla, mantığa açık bir dimağı olmadığı hâlde, inandığı şeylere, aksine ihtimal vermeyecek şekilde inanıyor ve çok rahat bir şekilde, “Biz toprağın altına girecek, oradan Allah’ın huzuruna gidip hesap vereceğiz. Ne olacak bizim hâlimiz?” diyorlardı. Yani bunlar, insanın kemikleri bile çürüdükten sonra toprağın altında nasıl canlanıyor ve o huzura gidiliyor? diye düşünmüyorlardı. Demek onlar, akıl ve mantığın meydana getirdiği bir kısım boşlukları, safvet ve samimiyetleri ile aşmışlar. Bu durum, Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) عَلَيْكُمْ بِدِينِ الْعَجَائِزِ“Size yaşlı kadınların inandıkları gibi inanma düşer.”34 sözleriyle ne kadar da örtüşüyor! Yani onlar bir delile, bir işarete ihtiyaç duymadan inanıyorlar.

63