Beşer, evvelki gün de, dün de, bugün de hep yanlış hesapların zebunu olagelmiştir. Bu yanlış hesaplar üzerinde Allah Resûlü’nün yaptığı negatif ve pozitif şeyler vardır. Zaten İslâm bu iki atkı üzerine örülmüş bir dantelâ gibidir; bir taraftan müspet şeyleri işaretle “Şunları yapın, hayatınızı onlarla örgüleyin.” der, diğer taraftan da “Şu menfi, olumsuz şeyleri terk edin, onlardan kaçının” ferman eder. Ve yapılması gerekli olan şeyler; farz, vacip, sünnet olarak insanları, seviyeler üstü bir seviyeye ulaştırıp onları Cennet’e ehil hâle getirirken, yapılmaması gereken şeyler de, terk türünden birer sorumluluk olarak onların yükselişlerine yardım eder. Hatta yapılan o müspet şeylerde yer yer insanın içine “riya, süm’a” gibi şeyler girebilir, bazen gönlünde yaptığını başkalarına duyurma arzusu belirebilir –tabiî şahsın durumuna göre bazen de bire on, bire yüz, bire bin sevap da kazanabilir– ama menfi şeyleri terk ederken onda riya, süm’a olmaz. Meselâ bir harama bakacakken insanın “estağfirullah” deyip gözünü kapatması ve bir nefis muhasebesiyle arzularına ket vurması büyük sevaptır. İhtimal bunlar ahirette onun karşısına sürpriz olarak çıkacak, o da: “Yâ Rabbi, ben böyle bir şey bilmiyorum.. nereden geldi bunlar?” diyecek… Hâlbuki onlar, onun iradesinin semeresi olarak kendisine verilmiştir. Çünkü elinde fırsat ve imkân varken bile içki içmemiş, uyuşturucu kullanmamış, faize, tefeciliğe girmemiş ve zina etmemiş.. dolayısıyla bütün bunlar, tıpkı kıldığı namaz, tuttuğu oruç, eda ettiği hac, verdiği zekât gibi onun amel defterinin hasenat hanesine yazılmıştır.