İçeriğe geç

İslâm’ı diğer dinlerden ayıran en bariz özelliklerinden biri, hiç şüphesiz onun evrensel oluşudur. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), topyekün ins ve cin âlemine gönderilmiş bir peygamberdir. İşte bu evrenselliktir ki bizi, baştan başa bütün dünyaya, O’nun rahmet ve şefkat yüklü mesajını duyurma sorumluluğunu yüklemektedir. Müslümanın dünyada bulunmasının, yaşamasının yegâne sebebi ve hikmeti bu vazifeyi ifa etmektir. O, bu hedef ve gayeye ulaşmaya çalışır, ulaştığında da, “Beni Müslüman olarak vefat ettir ve beni salihlere ilhak eyle!”28 duasıyla riya ve süm’aya girmeden ötelere ulaşma düşüncesine bağlanır.

Bu ideali gerçekleştirmek için hakikat erlerinin önünde, “dil” gibi büyük bir engel bulunmaktadır. Zannediyorum bizim için, İslâmî meseleleri hazmetmiş ve bunun yanında en az bir yabancı dil bilen pek çok insana ihtiyaç var. Ne var ki, realitelerden kaçmanın da yararı yok; böyle bir gençliğe ulaşmanın –hiç olmazsa belli bir zaman için– bir hayli müşkil olduğu da bir gerçek. İslâm mesajının mutlaka dünyaya duyurulması gerektiğine inananlar, ne yapıp yapıp bu önemli vazifeyi yüklenecek kimseleri yetiştirmek için akademik merkezler kurarak, bir an evvel profesyonelce bu işi ele almalıdırlar.

Niyette Asıl

Niyette esas olan onun kalben yapılmasıdır. Dil ile yapılması gerektiğine dair Sünnet-i sahihada bir şey görmedim. Hatta dille niyetin kalbî teveccühe engel teşkil ettiğinden dolayı mahzurlu olduğu bile söylenebilir. Aslında şekilciliğe takılıp kaldığımızdan bu mesele de zannediyorum hafife alınıyor. “Durdum divana, uydum Kur’ân’a, döndüm kıblem Kâbe’ye..” gibi lafzî niyet veya başka herhangi bir lafızla gerçekleştirilmeye çalışılan böyle bir kalbî teveccüh, bazen gönlün tam ifrağına engel bile teşkil edebilir. Dikkat etmek lâzımdır!..

Risalelerin İmtihan Unsuru Olması

60