İçeriğe geç

“Ey iman edenler! Öyle kat kat katlayarak riba (faiz) yemeyin. Allah’tan korkun ki felâh bulasınız.”18 buyurmakta ve meseleye tedricîlik esasına göre yaklaşmaktadır.

Cemiyetin salâhı, takva dairesine girilmesine bağlıdır. Takva, bir mânâda, Cenâb-ı Hakk’ın kevnî kanunlarına ittiba ile O’nun himayesine girmek demektir. İktisadî hayat açısından düşünülecek olursa, bu, faizi terk etmek ve faiz sistemini tamamen ortadan kaldırmakla olacaktır. Faiz ayakta durduğu müddetçe toplum ayakta duramaz. Dolayısıyla faizin olduğu yerde salâh ve takvadan söz edilemez.

Âyette geçen ‘ed’âf-ı mudâafe’ (kat kat) tabiri, faiz kaldırılırken birinci basamakta ne yapılması gerektiğini anlatmakta ve bazı müfessirlere göre katlı faizi yasaklamaktadır.

Ancak daha sonra gelen âyetlerle faizin basiti ve en küçüğü de yasaklanmış ve neticede Allah Resûlü, Veda Hutbesi gibi en mühim mevzuları konu edindiği hutbesinde, “Faizin her çeşidi ayağımın altındadır.”19 buyurarak faiz sistemini bütünüyle kaldırmıştır.

Kur’ân-ı Kerim’deki faiz yasağı, onun bu ed’âf-ı mudâafe tabiri ile anlatılan şekliyle kayıtlı değildir. Belki nehiy, faizin bizzat kendisine râcî olup, mutlak mânâda faiz her çeşidiyle haram kılınmaktadır. Zaten aşağıda nakledeceğimiz âyet hiçbir tevil ve tefsire ihtiyaç bırakmayacak ölçüde faizi reddetmekte ve faizin ne kadar iğrenç bir günah olduğuna işarette bulunmaktadır:

“Faiz yiyen kimseler, şeytanın çarptığı kimse nasıl kalkarsa öyle kalkarlar.”20

Faiz yiyen kimseler dünyada da ukbâda da ayakta duramazlar. Dünyevî durumları itibarıyla onların iç muvazeneleri yoktur. Faizin kendilerini yiyip bitirdiğini göremeyecek kadar sarhoşturlar.

425