Kira da toprağı ölü ve âtıl hâle getiren bir faktördür. İslâm’da kira esas değildir. Yanlış anlaşılmasın, “İslâm’da kira esas değildir.” derken “Kira yoktur.” demek istemiyorum. Çünkü, aktif politika güden bir sistemde kiranın olmaması, o sistem için bir eksikliktir.
İslâm’da, feodal düzende olduğu gibi, bir insanın herhangi bir emek sarf etmeden tarlasından, bağından, bahçesinden gelen kira ile geçimini sağlaması doğru değildir. Herkes, kendi arazisini kendi işlesin. İşleyemiyorsa başka birine versin, ona işlettirsin ve şayet başkası da işlemeden imtina ediyor ve ‘Hayır, ben işleyemem, vaktim yok, imkânlarım müsait değil.’ diyorsa, o zaman yanında tutsun, kiraya vermesin.
Hadislerde de gayet açık bir şekilde ifade edildiği gibi, Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), toprağın kiraya verilmesine müsaade etmemiş ve arazinin ya bizzat sahibi ya da başka birisi tarafından devamlı aktif tutulması üzerinde ısrarla durmuştur. İşte bundan dolayıdır ki, biz, “İslâm’da toprağı kiraya vermek esas değildir.” dedik.
Şayet toprak, kiraya verilmekle aktif kılınacaksa, ancak o zaman bu usûle müracaat edilebilir. Bu şekilde elinde arazisi olmayan iyi bir müstahsilin ideal bir fiyatla kiraladığı araziden hem millet hem de memleket istifade edebilir. Zira bir arazinin âtıl kalması, hem arazi sahibi hem de o memleket halkı için zarardır. İslâm’ın her hususta politikası bu şekilde davranmaya müsaade etmez.
İmam Âzam Hazretleri, arazinin kiraya verilmesine tamamen karşıdır. Bir kısım Hanefî fukahâsı ve müteahhirînden Şah Veliyyullah Dihlevî de aynen İmam Âzam gibi düşünmektedirler.
Ancak İmam Ebû Yusuf ve büyük bir kısım fukahâ, zaruret hâlinde ve belli şartlar muvacehesinde kirayı tecviz etmişlerdir.3
Dipnotlar
- 3 Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî ve edilletuhû 6/4686, 4704-4705.