Mevzua başladığımızdan bu yana ısrarla üzerinde durduğumuz ve geleceğin iktisatçılarının bilhassa dikkatini rica ettiğimiz bir hususu son bir kez daha hatırlatalım: İslâm’da her şey aktiftir. O, hiçbir şeyin ölü olmasına müsaade etmez. İşte Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) beyanı:
“Bir kimse ölü bir araziyi ihya ederse, o onun olur.”21
Yalnız Hanefî fıkhında, böyle bir ihyâ, devlete sorularak yapılır. Diğer üç mezhepte ise, muttasıl, yani ard arda üç sene ekilmedik bir arazi başkası tarafından ekilir ve o arazi artık onun olur.22
Bunu, ölü toprağı ihya etme mevzuundan bir mânâda parayı stok etmeye (kenz) kadar götürebilirsiniz. Kur’ân ve hadisler ‘kenz’in aleyhinde ciddî tahşidat yapmaktadır. Binaenaleyh, İslâm’da ne stokçuluk ne de şu veya bu maksatla herhangi bir yere ölü yatırım söz konusudur. Çünkü ölü yatırımda para öldürülüyor demektir.
Ayrıca, İslâm’da her şey gibi fert de aktif olacaktır. Onun için Müslümanlıkta kahvede miskin miskin oturmak ve boşuna vakit öldürmek yoktur. İslâm’da emeklilik müessesesi de şimdiki şekliyle mezmumdur ve hoş karşılanmamıştır. Çünkü onda da bir pasiflik söz konusudur. Hiçbir fıkıh kitabında emeklilikten bahsedilmemektedir. İnsan çalıştığı kadar çalışacak, eli-kolu tutamayacak hâle gelince de devlet ona iâne (yardım) fonundan bakacaktır. Fakat, eli-ayağı tuttuğu müddetçe o kat’iyen hazırdan yemeyecektir.
Yine aynı sebepledir ki, İslâm, imaret müesseselerini doğru bulmamaktadır. Çünkü bunlar, uyuşuk ve tembel insan üremesine sebebiyet vermektedir. Ancak sınırlı olarak, geçimini tedarik edemeyen, felçli ve hastalıklı kimselere devlet belli bir fondan bakacaktır. Fakat, atalet müessesesi olan imaretler her zaman sorgulanabilecektir.
Dipnotlar
- 21 Ebû Dâvûd, harâc 37; Muvatta, akdiye 26; Tirmizî, ahkâm 38.
- 22 Ömer Nasuhi Bilmen, Hukuk-u İslâmiye ve Istılahat-ı Fıkhiyye Kamusu 7/191-192.