İslâm iktisadında üretimin ikinci önemli esası, malın aktif olması gereğidir. Her ne kadar herkes, kendi mal varlığında tasarruf hakkına sahip ise de, bu tasarrufun, Cenâb-ı Hakk’ın direktifleri doğrultusunda gerçekleştirilme zarureti vardır.
Bir mü’min, mal yığıp stokçuluk yapamaz. Zira stokçuluk, malı pasifize etmek anlamına gelir. Bu da hem toplumun hakkına bir tecavüz hem de Cenâb-ı Hakk’ın yasaklarına karşı gelmektir.
Çünkü Cenâb-ı Hak, altın ve gümüş biriktirip, infakı (harcamayı) terk edenleri, can yakıcı bir azapla tehdit etmektedir: “Altın ve gümüşü biriktirip Allah yolunda infak etmeyenlere can yakıcı bir azabı müjdele!”2
Mal-mülk edinmenin fıtrî bir duygu olduğu malumdur. Esasen daha önceki bölümlerde de bu konu üzerinde uzunca durmuştuk. Ancak şu kadarını hatırlatmalıyım ki, stokçuluk, mal ve para tutkusunda ifrata kaymak demektir. İfrat ise, her zaman ve zeminde zararlı olmuştur.
Aslında İslâm, malın pasifize edilmesinin tamamen karşısındadır. Onun içindir ki, üst üste üç sene bir toprağı âtıl ve verimsiz bırakan insandan bu toprak alınır ve onu işleyecek bir başkasına verilir.3 İleride arazi hukukuna temas ettiğimiz yerde bu konuya yeniden döneceğimiz için şimdilik fazla tafsilata girmeyeceğim.
İslâm’ın, malda hareketlilik politikası ve malın pasifize edilmesine karşı aldığı kendine has tedbirler, hiçbir sistemle kıyas edilemeyecek ölçüde dengeli ve neticeleri itibarıyla da olumludur. Onun üretime olan katkısı ise, her türlü izahtan vârestedir.
c. Dengeli Kalkınma ve Îyne Alışverişi
İslâm’ın iktisadî yapısı içinde, üretimin üçüncü esası olan dengeli kalkınma, ‘kalkınmayı o memleketin içinde bulunduğu sosyal ve ekonomik şartlara uygun olarak yapmak’ demektir.
Dipnotlar
- 2 Tevbe sûresi, 9/34.
- 3 Mevsılî, el-İhtiyar s.384; Ömer Nasuhi Bilmen, Hukuk-u İslâmiye ve Istılahat-ı Fıkhiyye Kamusu 7/191-192.