Bir insan düşünün ki mağarada yılan ve çıyanlara aldırış etmeden saklanıyor, tam o esnada müşrikler mağaranın kapısına kadar geliyorlar ve Hz. Ebû Bekir O’nun namına telaşlanıyor; fakat O, hiç aldırış etmeden, “Korkma, Allah bizimledir.” diyebiliyor41 ve aynı şahıs Kur’ân dinlerken öyle rikkate geliyor, öyle gözyaşı döküyor ki, nefesi kesilecek gibi oluyordu. Meselâ, İbn Mesud’a “Bana Kur’ân oku.” demişti. O ise, edep içinde “Yâ Resûlallah, Kur’ân sana nazil olurken ben sana Kur’ân mı okuyacağım?” diyor. Ancak, Allah Resûlü ısrar ediyor ve “Ben başkasından Kur’ân dinlemeyi severim.” buyuruyor. Bunun üzerine İbn Mesud, Nisâ sûresinin başından okumaya başlıyor. “Her ümmetten bir şahit getirdiğimiz ve seni de hepsine şahit kıldığımız o gün nasıl olacak.”42 mealindeki âyete gelince, Allah Resûlü artık dayanamaz hâle geliyor ve eliyle “Yeter, yeter!” diyor. Gerisini İbn Mesud’dan dinleyelim: Sustum. Döndüm baktım Allah Resûlü ağlıyor ve gözyaşları da çağlıyordu.43 O bir kalb ve gönül insanıydı, maddî cihadda da mânevî cihadda da… O idi ki ümmetini istiğfara teşvik ediyor ve “Ben her gün yetmişten fazla istiğfar ediyorum.” diyordu.44
Büyük cihadda muvaffak olan bir insanın ekseriyet itibarıyla, küçük cihadı da kazanması muhakkak ve mukadderdir. Fakat, büyük cihadda kaybeden insanın küçük cihadda kazandığı hiç görülmemiştir. Öyleleri, iş ve hizmeti bir kerteye kadar götürseler bile neticeye varmaları mümkün değildir.
Dipnotlar
- 41 Buhârî, tefsiru sûre (9) 9; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 1/4.
- 42 Nisâ sûresi, 4/41.
- 43 Buhârî, tefsiru sûre (4) 9; Müslim, salâtü’l-müsafirîn 247-248.
- 44 Buhârî, daavat 3; Tirmizî, tefsiru sûre (47) 1; İbn Mâce, edep 57; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 2/282, 341.