İçeriğe geç

Efendimiz’de, her iki cihadı da en uç ve ufuk noktada bütünleşmiş olarak görüyoruz.

O, harp meydanlarında bir cesaret âbidesi olurdu. Hatta Hz. Ali gibi şecaat örneği kahramanların itirafıyla, harp meydanında endişe ve korkuya kapılan bütün sahabe, O’nun arkasına saklanır ve kendilerini emniyete alırlardı. Meselâ, Huneyn’de öyle bir kükremişti ki, atının dizginlerini iki kişi tutmakta zorlanıyor, O ise durmadan düşman saflarına doğru atını mahmuzluyordu. Bir taraftan da en gür sadâsıyla haykırıyordu: “Ben peygamberim, bunda yalan yok. Ben Abdülmuttalib’in torunuyum, bunda yalan yok!”37

Bu şecaat ve kahramanlık âbidesi İnsan, ibadetlerinde de aynı şekilde, âdeta bir kulluk âbidesi hâline geliyordu. Namaz kılarken, kaynayan bir tencere gibi ses çıkarırdı38; ağlayıp gözyaşı döktüğü zaman O’nu görüp dinleyenleri rikkate sevk ederdi. Bazen günlerce oruç tutar “savm-ı visal” yapardı.39 Bazen sabaha kadar namaz kılar ve ayakları şişerdi. Hatta Hz. Âişe Validemiz, bu tehâlükü çok görerek, “Gelmiş geçmiş günahları affolan sen, niçin bu kadar kendini yoruyorsun?” diye sormuş, O da: “Allah’a şükreden bir kul olmayayım mı?” cevabını vermişti.40

206