İçeriğe geç

Âyetteki اَلنَّبِيُّ ifadesinin başında bir lâm-ı tarif vardır. Bu, bilinen ve mâruf olan demektir. Allah Resûlü, nereden bakılırsa bakılsın peygamberliği bilinen bir insandır. Cansız varlıkların (cemadatın) selâmlamasıyla17, bitkilerin temennâsıyla18 ve hayvanların serfürû etmesiyle19 nebiliği malum ve meşhuddur. O, inkârı mümkün olmayan, herkesin bildiği, belli ve bilinen peygamberdir ki, Kur’ân-ı Kerim O’na hitaben “Ey bilinen malum nebi!” demektedir. Zaten taş gibi gönüllerin, O’nun karşısında eriyip gitmeleri de O’nun bilinen nebi olmasına yeterlidir.

إِنَّا أَرْسَلْنَاكَ: Burada muhatap sığasıyla “Seni” deniliyor. Âdeta rahmetle diz dize gelmiş bu Rahmet ve Şefkat Peygamberi’ne bu vasıflarından dolayı telmihte bulunuluyor.

شَاهِدًا : Seni insanlığa bir şahit olarak gönderdik. İnsanlığa, Beni duyuracak, Benim şahidim olacaksın. Bütün cihan yalanlasa ve inkâr etse, Sen, Allah’ın varlığını ilân edeceksin. Sen böyle bir şahitsin. Arkandan gelen şahitler cemaati de var. Onlar da bütün insanlığa şahit olacaklar, Sen de onlara şahit olacak ve ‘Bunlar benim.’ diyecek; onların şehadetine şahitlik edeceksin. Ve hadisin ifadesiyle O’nun ümmetinin şehadeti, mahşerde nebileri mesuliyetten kurtaracaktır.20

O, iyi yolda müjdeleyen ve kötü yolun encâmından mü’minleri sakındıran bir insandır. Ve işte cihadın ruhu da bu hakikatte saklıdır. İşte nebiler bu ulvî vazifeyi yerine getirmek için gönderilmişlerdir. Aydınlatacak, tenvir edecek, âfâk-ı âlemde güneş gibi doğup batacaklar ve böylece insanlık karanlık yüzü görmeyecek. Hakikatin duyurulmadığı tek vicdan ve hakikate açılmadık tek kapı ve tek panjur kalmayacak. Hak ve hakikat her eve girecek ve herkes ondan istifade edecektir…

193