mutlak kemâl ve zenginlik sahibi, Rahîm ve Kerîm olan Âlemlerin Rabbini medh ü sena etmesi…
إِيَّاكَ نَعْبُدُ hitabına yükselerek küçüklüğüne, hiçliğine ve kimsesizliğine rağmen Ezel ve Ebed Sultanı olan Din Gününün Sahibi’ne bağlanıp şu kâinatta nazlı bir misafir ve mühim bir memur makamına ulaşması, إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ demekle kainattaki bütün yaratılmışlar adına o büyük cemaatin kendi dilleriyle yaptıkları ibadetleri ve duaları O’na arz etmesi…
Hem اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ demekle, istikbâl karanlığı içinde ebedî saadete giden nuranî yol olan sırat-ı müstakime ulaşmayı istemesi…
Hem o vakitte uykuya dalmış bitki ve hayvanlar gibi, gizlenmiş güneşlerin, uyanık yıldızların da birer asker misali emrine amade olduğu ve onları bu dünya misafirhanesine birer lamba ve hizmetkâr yapan Zât-ı Zülcelâl’in büyüklüğünü düşünüp “Allahu Ekber” diyerek rükûa varması…
Hem her varlığın büyük dairedeki secdesini, yani şu gecede uyuyan canlılar gibi her sene ve her asırdaki bütün varlıkların, hatta yeryüzünün, dünyanın, birer düzenli ordu, birer itaatkâr asker gibi kulluk vazifesinden كُنْ فَيَكُونُ emriyle terhis edildiği, yani gayb âlemine gönderildiği zaman, son derece intizam ile kaybolup gitme esnasında, gurûb seccadesinde “Allahu Ekber” diyerek secde ettiklerini düşünmesi…
Hem كُنْ فَيَكُونُ emrinden gelen bir diriliş sedâsı ve ikaz ile bitkilerin baharda kısmen aynı, kısmen benzer şekilde diriltilip Mevlâ’ya hizmet için emre hazır olmaları gibi, insanın da onlara uyarak o Rahman-ı Zülkemâl’in, Rahîm-i Zülcemâl’in huzurunda hayretle karışık bir muhabbet, bekâ esintili bir mahviyet ve izzetli bir tevazu içinde “Allahü Ekber” deyip secdeye gitmesi, bir tür miraca çıkmak mânâsına gelen yatsı namazını kılması ne kadar hoş, ne kadar güzel, şirin, yüksek, aziz
Dipnotlar
- “Yalnız Sana ibadet ederiz.”(Fâtiha sûresi, 1/5)
- “(Haydi öyleyse deyiniz:) Yalnız Sana ibadet eder, yalnız Senden medet umarız.” (Fâtiha sûresi, 1/5)
- “Bizi doğru yola (Sana doğru varan yola) ilet.” (Fâtiha sûresi, 1/6)
- “(O, bir şeyi yaratmak isteyince sadece) ‘ol!’ der, o da oluverir.” (Bakara sûresi, 2/117; Âl-i İmran sûresi, 3/47, 59; En’âm sûresi, 6/73; Nahl sûresi, 16/40; Meryem sûresi, 19/35; Yâsîn sûresi, 36/82; Mü’min sûresi, 40/68)
- Gurûb: Batma, gözden kaybolma.