çıkışındaki haşmetli tasarruflarını ve güzelliğini gösteren tecellilerini akla getirir.
Hem şu kâinatın gerçek Mâlik’inin ve Mutasarrıf’ının, hakiki Mabud’unun ve Mahbub’unun ancak gece ile gündüzü, kış ile yazı, dünyayı ve ahireti, bir kitabın sayfaları gibi kolayca çeviren, yazıp bozan, değiştiren bir Zât ve bütün bunlara hükmeden bir Kadir-i Mutlak olabileceğini ispat eden bir vakittir.
İşte sınırsız bir acz içinde, zayıf, fakir, muhtaç, geleceğin sonsuz karanlıklarına dalan ve hadiseler içinde çalkalanmakta olan insan ruhunun, yatsı namazını kılmak için şu vakitte Hazreti İbrahim gibi لٓا أُحِبُّ الْاٰفِلِينَ deyip varlığının başlangıcı ve sonu olmayan Mabud’unun ve Mahbub’unun dergâhına namaz ile iltica etmesi…
Şu fâni âlemde ve geçici ömürde, karanlık dünyada ve karanlık istikbâlde, bir Bâkî-i Sermedî’ye yakarıp bir parçacık bâki sohbet, birkaç dakikacık bâki ömür içinde, dünyasına nur serpecek, istikbâlini aydınlatacak, varlıkların ve sevdiklerinin kendisini terk edip gitmesinden ve yokluğundan doğan yaralarına merhem sürecek olan Rahman-ı Rahîm’in rahmetinden gelen lütufları ve hidayet nurunu görüp istemesi…
Hem kendisini bir süreliğine unutan ve gizlenen dünyayı bırakıp dertlerini kalbinin ağlamasıyla Cenâb-ı Hakk’ın rahmet dergâhına dökmesi, hem ne olur ne olmaz diyerek ölüme benzeyen uykuya geçmeden önce son kulluk vazifesini yapıp günlük amel defterini güzel bir son ile bağlamak için namaza durması…
Fâni olan bütün sevdiklerine bedel, bâki bir Mabud’un ve Mahbub’un; dilencilik ettiği bütün acizlere bedel, bir Kadîr-i Kerîm’in ve korkusundan titrediği bütün zararlı şeylerin şerrinden kurtulmak için bir Hafîz-i Rahîm’in huzuruna çıkması...
Hem namaza Fatiha ile başlayarak, bir şeye yaramayan, yerinde olmayan, kusurlu, aciz varlıkları övmeye ve onlara minnettarlığa bedel,
Dipnotlar
- “(Gece bastırınca İbrahim bir yıldız gördü, ‘[İddianıza göre] Rabbim budur!’ dedi. Yıldız sönünce de) ‘Ben öyle sönüp batanları (tanrı diye) sevmem’ (dedi).” (En’âm sûresi, 6/76)
- “Uyku, ölümün kardeşidir.” mânâsındaki hadis için bkz. et-Taberânî, el-Mu’cemü’l- Evsat 8/342; el-Beyhakî, Şuabü’l-Îmân 4/183; İbnü’l-Mübârek, ez-Zühd s. 79; İbn Ebî Âsım, ez-Zühd s. 9; ed-Deylemî, el-Müsned 3/494, 4/309.