İçeriğe geç
Sözler

Üçüncü mertebede:

مٓا أَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ اللّٰهِ وَمٓا أَصَابَكَ مِنْ سَيِّئَةٍ فَمِنْ نَفْسِكَ ayetinin ders verdiği gibi, nefis tabiatı gereği, iyiliği daima kendinden bilip övünür ve kibre girer. Bu mertebede insan, nefsinde yalnız kusuru, noksanlığı, aczi ve fakrı görüp bütün güzelliklerin ve faziletlerin kendisine Fâtır-ı Zülcelâl tarafından ihsan edilmiş nimetler olduğunu anlar; övünmek yerine şükreder, kendini beğenmek yerine hamd eder.

Şu mertebede nefsin temizliği, قَدْ أَفْلَحَ مَنْ زَكّٰيهَا sırrıyla, kemâlini kusurda, kudretini aczde, zenginliği fakrda bilmektir.

Dördüncü mertebede:

كُلُّ شَيْءٍ هَالِكٌ إِلاَّ وَجْهَهُ ayetinin ders verdiği gibi, nefis kendini serbest, tek başına ve bizzat mevcut bilir. O sebeple bir tür rubûbiyet dava eder, Mabud’una karşı düşmanca bir isyan içine girer.

İşte nefis, şu hakikati anlamakla bu halden kurtulur:

Her şey, nefsinde mânâ-yı ismiyle, yani kendisine bakan yönüyle fânidir, kayıptır, sonradan olmadır, ölüdür. Fakat mânâ-yı harfiyle, yani Sanatkârına, Yaratıcısına bakan yönüyle, Sani-i Zülcelâl’in isimlerine ayna olması ve vazifesi itibarı ile şahittir, gözle görülür, vücuda getiricidir, mevcuttur.

Bu makamda nefsin temizliği şöyledir: Varlıkta yokluk, yoklukta varlık bulur. Yani kendini varlığının sahibi bilse, kendine kıymet verse kâinat kadar büyük bir yokluk karanlığı içinde kalır. Kendi varlığına güvenip Hakiki Yaratıcı’yı unutsa, ateş böceği gibi kendi şahsî, zayıf ışığıyla sonsuz yokluk karanlıklarında ve ayrılıklar içinde boğulur. Fakat benliğini ve gururu bırakıp bizzat nefsinin hiç olduğunu ve aslında Hakiki Yaratıcı’nın bir tecelli aynası bulunduğunu görse bütün mevcudatı ve sonsuz bir varlığı kazanır. Zira bütün varlıkların, isimlerinin cilvelerine mazhar olduğu Vâcibü’l-Vücud Zât’ı bulan, her şeyi bulmuştur.

580