İçeriğe geç
Sözler

veren sınırlar olduğunu gösterir. Kudret faildir, kader tezgâhtır. İlahî kudret, o mânâ kitabını o tezgâh üzerinde yazar.

Madem maddî ve manevî kader kalemiyle belirlenmiş meyveli ve hikmetli sınırlar bulunduğunu kesin bir şekilde anlıyoruz. Elbette her bir canlının hayatı boyunca alacağı şekiller ve geçireceği haller de o kader kalemiyle çizilmiştir. Çünkü her canlının hayatı, bir düzen ve ölçüyle devam ediyor; o canlı, suret değiştiriyor, farklı şekiller alıyor. Madem böyle bütün canlılarda kader kalemi hükmeder; elbette âlemin en mükemmel meyvesi, yeryüzünün halifesi ve en büyük emanetin taşıyıcısı olan insanın hayat yolculuğu, her şeyden çok kaderin kanununa tâbidir.

Eğer desen: Kader bizi böyle bağlamış ve hürriyetimizi ortadan kaldırmıştır. Serbestliği ve rahatça dolaşmayı şiddetle arzulayan kalbe ve ruha bir ağırlık, bir sıkıntı vermez mi?

Cevap: Katiyen ve asla! Sıkıntı vermediği gibi, sonsuz bir hafiflik, bir rahatlık, reyhan kokulu ve emniyetli bir sevinç, bir nur verir. İnsan kadere inanmazsa, küçük bir dairede az bir serbestlik ve geçici bir hürriyet içinde dünya kadar ağır bir yükü zavallı ruhunda taşımaya mecbur kalır. Çünkü o, kâinatın bütünüyle alâkadardır. Gayeleri ve istekleri sonsuzdur. Kudreti, iradesi ve özgürlüğü, arzularının milyonda birini karşılamaya yetmediği için çektiği manevî sıkıntının ağırlığının ne kadar dehşetli ve korkutucu olduğu anlaşılır. İşte kadere iman, bütün o ağırlığı kader gemisine atar, ruh ve kalbin tam bir ferahlıkla serbestçe gezmesine, yükselmesine imkân verir. Yalnızca nefs-i emmarenin sınırlı özgürlüğünü ortadan kaldırır, firavunluğunu, kendi kendisine mâlik olduğu zannını kırar, keyfince hareket etmesine engel olur.

Kadere iman o kadar lezzetli ve saadet vericidir ki, tarif edilmez. O lezzete ve saadete şu temsille yalnızca işaret edeceğiz:

İki adam, bir padişahın payitahtına gider ve hayret verici şeylerin bulunduğu hususi sarayına girerler. Onlardan biri padişahı tanımaz, zorba bir hırsız gibi oraya yerleşmek ister. Fakat sarayın ve bahçesinin gerektirdiği idare, gelir kaynaklarını sağlamak, makineleri işletmek ve harikulade canlıların erzakını vermek gibi zahmetli işleri görür, sürekli ızdırap çeker. O cennet gibi bahçe ona bir cehennem olur. O hırsız,

572