onda görünen mesafelerde gerçekleşen hadiselerin birbirinden önce mi sonra mı, birbiriyle uyumlu mu zıt mı olduğu söylenemez.
İşte kader, Cenâb-ı Hakk’ın ezelî ilmindendir ve o ezelî ilim, hadisin tabiriyle, ezelden ebede kadar olmuş ve olacak her şeyi “nazar-ı âlâdan”, yani en yüce makamdan, birden görür, kuşatır. Biz ve hükümlerimiz, onun dışında olamayız ki, kader sadece geçmişi gösteren bir ayna gibi olsun.
Beşincisi: Kader, bir hadisenin sebep ve neticesiyle de ilgilidir. Yani, “Şu netice, şu sebeple meydana gelecek.” hükmünü içerir. Öyleyse, “Madem filan adamın filan vakitte ölmesi mukadderdir. Kendi cüzî iradesiyle tüfeğini ateşleyen adamın ne kabahati var? Ateş etmeseydi diğer adam yine ölecekti.” denilmemelidir.
Soru: Niçin denilmesin?
Cevap: Çünkü kader o adamın ölmesini, berikinin tüfeğiyle belirlemiştir. Eğer tüfekle ateş edilmediğini varsaysan, kaderin bu hadiseyle ilgili olmadığını kabul etmiş olursun. O zaman adamın ölmesi hakkında neyle hüküm vereceksin? Ya Cebriye mezhebi gibi sebebin ve neticenin ayrı birer kaderi olduğunu kabul edersin ya da Mutezile mezhebi gibi kaderi inkâr edersin. Her iki halde de Ehl-i Sünnet ve Cemaat’i bırakıp dalâlet yoluna girmiş olursun.
Öyleyse biz hak ehli deriz ki: “Tüfekle ateş edilmeseydi o adam ölür müydü, bilemeyiz.” Cebriye mezhebindekiler der ki: “Ateş edilmeseydi yine ölürdü.” Mutezile ise şöyle der: “Ateş edilmeseydi adam ölmezdi.”
Altıncısı: Cüzî iradenin temel hususiyeti olan meyletmek, Matüridi mezhebince bir emr-i itibarîdir, yani farazidir ve kula verilebilir. Fakat Eşari mezhebi ona mevcut nazarıyla baktığı için meyli kula isnat etmemiştir. Eşari mezhebince o meyildeki tasarruf bir emr-i itibarîdir. Öyleyse o meyil, o tasarruf izafidir, görecedir; mutlak olarak görünen bir varlığı yoktur. Emr-i itibarî, bir şeyin varlığı için şart olan bütün sebepleri gerektirmez ki, o sebeplerin var olması için lüzum, zorunluluk ve vücûb meydana gelip iradeyi ortadan kaldırsın. Belki o emr-i itibarînin sebebi, daha üstün bir vaziyet alsa o iş gerçekleşebilir. Öyleyse insan iradesiyle onu o anda terk edebilir. Kur’an o anda diyebilir ki, “Şu şerdir, yapma!”
Dipnotlar
- Haşiye: Gayet dikkatli âlimlere has bir hakikattir.