Cevap: Yedi bakımdan...
Birincisi: Kâinatın intizam ve denge diliyle hikmetine, adaletine şahitlik ettiği Hakîm ve Âdil Zât, elbette insana mükâfat veya ceza vesilesi olacak, mahiyeti bilinmeyen bir cüzî irade vermiştir. O Âdil-i Hakîm’in pek çok hikmetini bilmediğimiz gibi, insanın cüzî iradesinin de kaderle nasıl bir arada bulunabileceğini bilmememiz, bunların var olmadığını göstermez.
İkincisi: İster istemez herkes kendinde bir irade hisseder, onun varlığını vicdanen bilir. Bir şeyin mahiyetini bilmek ayrı, var olduğunu bilmek ayrıdır. Pek çok şeyin varlığı bizce apaçık olduğu halde, mahiyeti meçhuldür... İşte cüzî irade de bunlar arasında sayılabilir. Her şey bizim bilgimizle sınırlı değildir. Bir şeyi bilmememiz, onun yokluğuna delil olamaz.
Üçüncüsü: Cüzî irade, kadere zıt değildir. Hatta kader, onun varlığını destekler. Çünkü kader, Allah’ın sınırsız ilminin bir çeşididir. Cenâb-ı Hakk’ın sonsuz ilmi, irademizi de kuşatmıştır. Öyleyse kader, iradeyi doğruluyor, onun varlığını çürütmüyor.
Dördüncüsü: Kader, bir çeşit ilimdir. İlim ise bilinene bağlıdır. Bir şeyin nasıl olacağıyla ilgilidir. Yoksa bilinen şey, ilme bağlı değildir. Yani ilmin kanunları, bilineni, haricî varlığı noktasında idare etmek için esas değildir. Çünkü bilinen şeyin kendisi ve haricî varlığı, iradeye bakar ve kudrete dayanır. Hem ezel, geçmiş zaman silsilesinin bir ucu değildir ki, eşyanın varlığında esas tutulup ona göre bir mecburiyet düşünülsün. Aksine o; geçmişi, şimdiki zamanı ve geleceği birden kuşatan, onlara yüksekten bakan bir ayna gibidir. Öyleyse mümkinat dairesi içinde uzayıp giden zamanın geçmiş tarafında bir uç hayal edip ona “ezel” diyerek eşyayı bir düzenle o ezel ilminin sınırlarında ve insanın kendisini de onun dışında farz etmek, ona göre değerlendirmek hakikat değildir.
Bu sırrın sana açılması için şu misale bak: Senin elinde bir ayna olduğunu varsayalım. Sağ tarafın geçmiş, sol tarafın gelecek farz edilse, o ayna yalnız kapasitesi kadarını gösterebilir, iki tarafı ancak sırayla yansıtır, çoğunu gösteremez. Hem ayna ne kadar aşağıda olursa o kadar az gösterir, yükseğe çıktıkça yansıttığı daire genişler. Gitgide iki tarafı tamamen ve birden gösterebilir hale gelir. O ayna, şu vaziyetteyken