Beşinci Fıkra: Bu kısım kalbe Arapça geldiği için öyle yazıldı.
اَللّٰهُ أَكْبَرُ zikrindeki otuz üç tefekkür mertebesinden birine işarettir.
اَللّٰهُ أَكْبَرُ إِذْ هُوَ الْقَدِيرُ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ الْكَرِيمُ الرَّحِيمُ الْجَمِيلُ النَّقَّاشُ الْأَزَلِيُّ الَّذِي مَا حَقِيقَةُ هٰذِهِ الْكَائِنَاتِ كُلًّا وَجُزْءًا وَصَحَائِفَ وَطَبَقَاتٍ وَمَا حَقَائِقُ هٰذِهِ الْمَوْجُودَاتِ كُلِّيًّا وَجُزْئِيًّا وَوُجُودًا وَبَقَاءً إِلَّا خُطُوطُ قَلَمِ قَضَائِه۪ وَقَدَرِه۪ وَتَنْظِيمِه۪ وَتَقْدِيرِه۪ بِعِلْمٍ وَحِكْمَةٍ وَنُقُوشُ پَرْكَارِ عِلْمِه۪ وَحِكْمَتِه۪ وَتَصْوِيرِه۪ وَتَدْبِيرِه۪ بِصُنْعٍ وَعِنَايَةٍ وَتَزْيِينَاتُ يَدِ بَيْضَاءِ صُنْعِه۪ وَعِنَايَتِه۪ وَتَزْيِينِه۪ وَتَنْوِيرِه۪ بِلُطْفٍ وَكَرَمٍ وَأَزَاهِيرُ لَطَائِفِ لُطْفِه۪ وَكَرَمِه۪ وَتَوَدُّدِه۪ وَتَعَرُّفِه۪ بِرَحْمَةٍ وَنِعْمَةٍ وَثَمَرَاتُ فَيَّاضِ رَحْمَتِه۪ وَنِعْمَتِه۪ وَتَرَحُّمِه۪ وَتَحَنُّنِه۪ بِجَمَالِ وَكَمَالِ وَلَمَعَاتِ وَتَجَلِّيَاتِ جَمَالِه۪ وَكَمَالِه۪ بِشَهَادَاتِ تَفَانِيَةِ الْمَرَايَا وَسَيَّالِيَّةِ الْمَظَاهِرِ مَعَ بَقَاءِ الْجَمَالِ الْمُجَرَّدِ السَّرْمَدِيِّ الدَّائِمِ التَّجَلِّي وَالظُّهُورِ عَلٰى مَرِّ الْفُصُولِ وَالْعُصُورِ وَالدُّهُورِ وَدَائِمِ الْإِنْعَامِ عَلٰى مَرِّ الْأَنَامِ وَالْأَيَّامِ وَالْأَعْوَامِ نَعَمْ فَالْأَثَرُ الْمُكَمَّلُ يَدُلُّ لِذِي عَقْلٍ عَلَى الْفِعْلِ الْمُكَمَّلِ ثُمَّ الْفِعْلُ الْمُكَمَّلُ يَدُلُّ لِذِي فَهْمٍ عَلَى الْاِسْمِ الْمُكَمَّلِ ثُمَّ الْاِسْمُ الْمُكَمَّلُ يَدُلُّ بِالْبَدَاهَةِ عَلَى الْوَصْفِ الْمُكَمَّلِ ثُمَّ الْوَصْفُ الْمُكَمَّلُ يَدُلُّ بِالضَّرُورَةِ عَلَى الشَّأْنِ الْمُكَمَّلِ ثُمَّ الشَّأْنُ الْمُكَمَّلُ يَدُلُّ بِالْيَقِينِ عَلٰى كَمَالِ الذَّاتِ بِمَا يَلِيقُ بِالذَّاتِ وَهُوَ الْحَقُّ الْيَقِينُ. نَعَمْ تَفَانِي الْمِرْاٰةِ: زَوَالُ الْمَوْجُودَاتِ مَعَ التَّجَلِّي الدَّائِمِ مَعَ الْفَيْضِ الْمُلَازِمِ مِنْ أَظْهَرِ الظَّوَاهِرِ أَنَّ الْجَمَالَ الظَّاهِرَ لَيْسَ مُلْكَ الْمَظَاهِرِ.. مِنْ أَفْصَحِ تِبْيَانٍ.. مِنْ أَوْضَحِ بُرْهَانٍ لِلْجَمَالِ الْمُجَرَّدِ لِلْإِحْسَانِ الْمُجَدَّدِ لِلْوَاجِبِ الْوُجُودِ.. لِلْبَاقِي الْوَدُودِ..
Dipnotlar
- Sadece büyüklükte değil, hiçbir konuda eşi ve benzeri olmayan, başka bir şey kendisiyle kıyas bile edilemeyecek yegâne büyük, Allah’tır.
- Allah en büyüktür. Çünkü O öyle bir Kadir, Alîm, Hakîm, Kerîm, Rahîm, Cemîl ve Nakkaş-ı Ezelî’dir ki, küll ve cüz olarak bu kâinatın sayfalarının ve tabakalarının hakikati, küllî ve cüzî olarak varlık ve bekâ itibarı ile varlıkların hakikatleri ancak O’nun kaza ve kaderinin, düzene koymasının ve takdirinin ilim ve hikmetle çizilmiş çizgileri; O’nun ilim ve hikmet pergeliyle, sanatı ve yardımıyla tasvir ve idare edilen nakışları; O’nun sanat, itina, tezyin ve nurlandırmasının, mucize elinin lütuf ve keremle gerçekleştirdiği süslemeleri; rahmet ve nimetiyle ortaya koyup kendini tanıtmasının, sevdirmesinin, ikram ve lütfunun tatlı çiçekleri; O’nun coşkun rahmet, nimet, şefkat ve rahmetinin cemâl ve kemâlle yarattığı meyveleridir. Aynaların fâniliği ve mazharların akıp gitmesiyle beraber, onlarda tecelli eden ebedî güzellik bâki kalarak, mevsimlerin, asırların ve çağların geçmesiyle; gelip giden mahlûkat, günler ve yıllar boyunca nimetinin devamına şahitlik etmesiyle cemâl ve kemâlinin parıltılarından başka bir şey değildir. Evet, mükemmel eser, akıl sahipleri için mükemmel fiile, mükemmel fiil anlayış sahipleri için açıkça mükemmel vasfa, mükemmel vasıf zorunlu olarak mükemmel icraat ve vasıflara, o da şüphesiz kendisine yakışan bütün hususiyetlerle zâtın kemâline delildir. Bu, gerçek ve kesindir. Evet, aynaların fâniliği ve varlıkların geçip gitmesiyle beraber tecellilerin ve feyizlerin devam etmesi; bütün bu görünen güzelliklerin, mazharların mülkü olmadığına en açık delildir. Bu, Vacibü’l-Vücûd ve Baki-i Vedûd’un güzelliğinin, durmadan tazelenen ihsanlarının en açık ispatıdır.