Rubûbiyetinin ihtişamı ve ulûhiyetinin yüceliği her yeri kuşatmış olan Ezel ve Ebed Sultanı’nın, şu aciz, sonsuz derecede zayıf, fakir, muhtaç ve yalnız sınırlı bir iradeye sahip, bir şey var etmeye kabiliyeti bulunmayan ve kendi gayretiyle elde edebileceği şeyler çok az olan insanoğluna karşı Kur’an’daki şiddetli şikâyetlerinin, ağır tehditlerinin ve müthiş korkutmalarının hikmeti nedir? Bu nasıl izah edilebilir?
Bu sorunun cevabı olan derin ve yüksek hakikati anlamak için şu iki temsile bak:
Birinci Temsil: Mesela, içinde sanatla yaratılmış sayısız meyveli ve çiçekli varlığın bulunduğu şahane bir bağ ve ona bakmak için tayin edilmiş pek çok hizmetkâr olsun. Bir hizmetkâr da yalnız o bağa yayılacak ve içilecek suyun yatağındaki deliğin kapağını açmakla vazifeli bulunsun. Eğer o hizmetkâr tembellik edip deliğin kapağını açmazsa bağ geç yeşerir veyahut kurur. O zaman, Hâlık’ın Rabbanî sanatının, bağın sahibi sultanın saltanatına yakışır nezaretinin ve o bağa kusursuzca hizmet eden ışık, hava ve toprağın yanı sıra, diğer bütün hizmetçilerin de o sersemden şikâyete hakkı olur. Çünkü o, hepsinin hizmetlerini neticesiz bırakmış veya onlara zarar vermiştir.
İkinci Temsil: Mesela, bir sultanın büyük bir gemisinde, basit bir adam küçük vazifesini terk etmekle gemideki bütün çalışanların hizmetlerinin neticesine zarar verdiğinden ve bazen o hizmetleri mahvettiğinden, geminin sahibi, gemideki bütün vazifeliler adına o adamdan şiddetle şikâyet eder. Kusurlu adam ise, “Ben basit bir adamım, önemsiz ihmalim yüzünden bu şiddeti hak etmiyorum.” diyemez. Çünkü tek bir şeyin yokluğu, pek çok şeyin olmamasına yol açabilir. Halbuki varlık kendi kıymetince netice verir. Çünkü bir şeyin varlığı, bütün şartların ve sebeplerin varlığına bağlıdır. O şeyin yokluğu, ortadan kalkması ise tek bir şartın yokluğuyla veya ortadan kalkmasıyla gerçekleşebilir, o şey netice itibarı ile yok olur. Bu yüzden, “Tahrip, tamirden çok daha kolaydır.” sözü, herkesçe bilinen bir kaide hükmüne geçmiştir. Madem küfrün ve dalâletin, azgınlığın ve isyanın esası inkârdır, rettir, terktir ve kabulün yokluğudur. Bunlar görünüşte ne kadar müspet ve var olsa da hakikatte yoktur. Öyleyse küfür, her şeye
Dipnotlar
- Bkz. Bakara sûresi, 2/39, 161, 257; Âl-i İmran sûresi, 3/4, 10, 12, 56, 90, 91, 116; Nisâ sûresi, 4/56, 168; Mâide sûresi, 5/10, 36, 73 ...