İçeriğe geç
Sözler

vermek için, birer gün hükmündeki her bir asırda, her bir senede, her bir günde Fâtır-ı Zülcelâl’in yarattığı akıp giden âlemleri, seyyar kâinatları, geçici dünyaları gözlere gösteriyoruz. Evet, tıpkı insanlar gibi, dünyalar da birer misafirdir. Âlem, her mevsim Zât-ı Zülcelâl’in emriyle dolar, boşalır.

İkincisi

Mesela:

وَلَا رَطْبٍ وَلَا يَابِسٍ إِلَّا فِي كِتَابٍ مُبِينٍوَكُلَّ شَيْءٍ أحْصَيْنَاهُ فِۤي إِمَامٍ مُبِينٍ

لَا يَعْزُبُ عَنْهُ مِثْقَالُ ذَرَّةٍ فِي السَّمٰاوَاتِ وَلَا فِي الْأَرْضِ وَلٓا أَصْغَرُ مِنْ ذٰلِكَ وَلٓا أَكْبَرُ إِلَّا فِي كِتَابٍ مُبِينٍ

gibi ayetlerin ifade ettiği, “Her şey, her haliyle, var olmadan önce, var olduktan sonra ve yokluğa gitmesinin ardından, yazılıdır, yazılır ve yazılıyor.” mânâsındaki yüce hakikat hakkında bir kanaat vermek için Nakkaş-ı Zülcelâl’in, yeryüzü sayfasında her mevsim, bilhassa her baharda değiştirdiği sayısız muntazam varlığın fihristini, hayat programını, hareket kanunlarını onların çekirdeklerinde, tohumlarında, köklerinde manevî bir surette sakladığını… Onlar yok olduktan sonra meyvelerinde, basit tohumcuklarında kader kalemiyle, manevî bir tarzda aynen yazdığını… Hatta her geçici baharda, yaş-kuru ne varsa hepsini, sınırlı zerrecikler ve kemikler hükmündeki tohumlarda, kuru odunlarda tam bir intizam ile muhafaza ettiğini, gören gözlere gösteriyoruz. Âdeta her bir bahar, bir tek çiçek gibi, gayet muntazam ve ölçülü olarak, yeryüzüne Cemil ve Celil bir Zât’ın eliyle takılıp koparılıyor, konulup kaldırılıyor. Hakikat böyleyken, kader kaleminin sayfası olan Levh-i Mahfuz’un yalnızca bir tecellisi, Cenâb-ı Hakk’ın sanatının fihristi hükmündeki, gafillerin tabiat dedikleri bu yaratılış kitabını, bu sanat nakşını, başkasının filli olan bu hikmet planını, tesir sahibi tabiat

206