diyerek bir kaynak ve fail kabul etmek insanın en tuhaf aldanışlarındandır.
أَيْنَ الثَّرٰا مِنَ الثُّرَيَّا Hakikat nerede, gafillerin anlayışları nerede!
Üçüncüsü
Mesela, sadece hakikati haber veren, doğru sözlü Peygamberimiz (aleyhissalâtü vesselam), arşı taşıyan, yerlerin ve göklerin vazifeli meleklerini ve başka bazı melekleri, kırk bin başlı, her bir başlarında kırk bin dil bulunan ve her bir dilleriyle kırk bin tarzda tesbihat yapan varlıklar olarak tasvir ediyor; kulluklarının kusursuzluğunu, kuşatıcılığını ve enginliğini bildiriyor. Bu hakikate ulaşmak için şuna dikkat et: Zât-ı Zülcelâl,
تُسَبِّحُ لَهُ السَّمٰاوَاتُ السَّبْعُ وَالْأَرْضُ وَمَنْ فِيهِنَّ
إِنَّا سَخَّرْنَا الْجِبَالَ مَعَهُ يُسَبِّحْنَ
إِنَّا عَرَضْنَا الأَمَانَةَ عَلَى السَّمٰاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَالْجِبَالِ
gibi ayetlerle, en büyük ve küllî varlığın dahi kendi enginliğine ve büyüklüğüne uygun bir tarzda tesbihat yaptığını gösteriyor ve öyle de görünüyor. Evet, Allah’ı tesbih eden şu gök denizinin tesbih kelimeleri güneş, ay ve yıldızlar olduğu gibi; O’nu tesbih ve O’na hamd eden o denizdeki şu dünya gemisinin de hamd kelimeleri hayvanlar, bitkiler ve ağaçlardır. Demek, her bir ağacın, her bir yıldızın küçük birer tesbihatı bulunduğu gibi, yeryüzünün ve yeryüzündeki her bir kıtanın, her bir dağın, derenin, karaların, denizlerin ve göklerin her bir katının, her bir burcunun da küllî birer tesbihi vardır. Elbette, binlerce başı olan şu yeryüzünün, her başında yüz binlerce dil bulunan ve her dilinde yüz
Dipnotlar
- “Yer nerde, Süreyya nerde!”
- Bkz. et-Taberî, Câmi’u’l-Beyân 15/156; Ebu’ş-Şeyh, el-Azame 2/547, 740, 742, 747, 3/868; İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’ân 3/62; İbn Hacer, Fethu’l-Bârî 8/402; el- Münâvî, Feyzu’l-Kadîr 2/82. Arşı taşımakla vazifeli meleklerin tesbihleriyle ilgili ayrıca Bkz. Müslim, selâm 124; Tirmizî, tefsîru sûre (34) 3; Müsned 1/218.
- “Yedi kat gök, dünya ve onların içinde olan herkes Allah’ı takdis ve tenzih eder.” (İsrâ sûresi, 17/44)
- “Biz (sabah akşam) kendisiyle zikir ve ibadet etmeleri için dağları Dâvud’un hizmetine boyun eğdirmiştik.” (Sâd sûresi, 38/18)
- “Biz emaneti göklere, yere, dağlara teklif ettik.” (Ahzâb sûresi, 33/72)