zapt ediyor.
Eğer onlara sorulsa: “Kur’an nasıldır?”
Derler ki: “İnsan elinden çıkmış güzel ve ahlâk dersi veren bir kitaptır.”
O vakit onlara şöyle denir: “Öyleyse o Allah’ın kelâmıdır ve onu böyle kabul etmeye mecbursunuz. Çünkü siz yolunuz gereği ona güzel diyemezsiniz.”
Hem sorulsa, “Peygamberi nasıl bilirsiniz?”
Derler ki: “Güzel ahlâklı, çok akıllı bir adam.”
O vakit onlara şöyle denecektir: “Öyleyse imana geliniz! Çünkü o zât güzel ahlâklı ve akıllı ise her durumda Allah’ın resûlüdür. Çünkü sizin bu ‘güzel’ sözünüz, sınırlarınız dâhilinde değil, yolunuz gereği böyle diyemezsiniz.” Ve bunun gibi... Hakikatin başka yönleri temsildeki diğer işaretlere uygulanabilir.
İşte bu sırdan dolayı, şeytanla münazara edilen Birinci Bahis, müminlerin imanını korumak için Resûl-u Ekrem’in mucizelerini bilmeye ve o mucizelerin kesin delillerini öğrenmeye ihtiyaç bırakmıyor. Basit bir emare, küçük bir delil imanı kurtarıyor. Resûl-u Ekrem’in (aleyhissalâtü vesselam) her bir hali, her bir sıfatı, her bir tavrı; kuyunun dibinde, en aşağı derecede olmadığına dair birer mucize hükmüne geçer, yüceler yücesi bir makamda bulunduğunu ispat eder.
Yedinci Mesele İbret Verici Bir Mesele
Vehme kapılan ve usanca düşen bazı dostlarıma,
manevî kuvvetlerini artıracak yedi işaretle, sırf Kur’an hiz-
metine dair bir ilahî ikramı ve korumayı söylemeye mecbu-
rum ki, o zayıf damarlı dostlarımı kurtarayım.
Yedi işaretin dördü, dost iken sırf dünyaya ait birer mak-
sat için, şahsım değil Kur’an’a hizmetkârlığım yönünden bana
düşman vaziyeti alan ve maksatlarının aksiyle tokat yiyenler
hakkındadır. Üç işarette bahsedilenler ise ciddi dosttu, daima
da dostturlar. Fakat geçici olarak, dostluğun gerektirdiği mert-
çe vaziyeti göstermediler. Böylece ehl-i dünyanın alâkasını
kazanıp dünyaya ait birer maksat elde etmek ve başlarından