bilmez, inançsız bir insanın uydurmasıdır. Ey şeytan! Geçen deliller karşısında bunu sen bile diyemezsin, diyemezdin ve diyemeyeceksin! Öyleyse, zorunlu olarak ve şüphesiz, Kur’an, kâinatın Hâlık’ının kelâmıdır. Çünkü bu meselenin ortası yoktur, olması imkânsızdır ve olamaz. Nasıl ki kesin bir şekilde ispat ettik, sen de gördün ve dinledin.
Hem Hazreti Muhammed (aleyhissalâtü vesselam) ya Allah’ın resûlü, bütün resûllerin en mükemmeli ve bütün varlıkların en faziletlisidir ya da onu –hâşâ, yüz bin defa hâşâ– Allah’a iftira ettiği, Allah’ı bilmediği ve azabına inanmadığı için inançsız, aşağıların en aşağısına düşmüş bir insan farz etmek gerekir. Oysa ey şeytan! Ne sen ne de güvendiğin Avrupalı felsefeciler ve Asya münafıkları bunu diyemezsiniz, diyememişsiniz, diyemeyeceksiniz; dememişsiniz ve demeyeceksiniz! Çünkü dünyada bu şıkkı dinleyecek ve kabul edecek kimse yoktur. Onun içindir ki, güvendiğin o felsefecilerin en fitnecileri ve o münafıkların en vicdansızları dahi, “Hazreti Muhammed (aleyhissalâtü vesselam) çok akıllı ve güzel ahlâklıydı.” diyorlar. Madem şu mesele iki şıktan ibarettir ve madem ikinci şık akıl dışıdır, hiç kimse ona sahip çıkmıyor. Ve madem kesin delillerle ispat ettik ki, şu meselenin ortası yoktur. Elbette ve zorunlu olarak, sana ve senin taraftarlarına rağmen, açıkça ve hakkalyakîn, Muhammed-i Arabî (aleyhissalâtü vesselam) Allah’ın resûlüdür, bütün resûllerin en üstünü ve yaratılmışların en faziletlisidir.
عَلَيْهِ الصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ بِعَدَدِ الْمَلَكِ وَالْإِنْسِ وَالْجَانِّ
Dipnotlar
- Kur’an-ı Hakîm’in, kâfirlerin küfürlerini ve galiz tabirlerini çürütmek için bazı yerlerde zikretmesine dayanarak, inkârcıların küfürlerinin tamamen akıl dışı ve temelsiz olduğunu göstermek için şu tabirleri farz-ı muhal suretinde titreyerek kullanmaya mecbur kaldım.
- Marifet mertebesinin en yükseği. Hakikati bizzat yaşayarak görme hali.
- Melekler, insanlar ve cinler sayısınca, O’na salât ve selam olsun.