İçeriğe geç

Yedinci İşaret ......................................................................................... 449

Hakiki tevhidi bütün mertebeleriyle en mükemmel şekilde ders verip ispat ve ilan eden Hazreti Muhammed’in (aleyhissalâtü vesselam) peygamberliğinin, o tevhidin kesinliği derecesinde sabit olduğunu izah eder. Bununla beraber, Resûl-u Ekrem’in (aleyhissalâtü vesselam) manevî şahsiyetinin öneminin ve yüceliğinin derecesine şahitlik eden pek çok “delil”den üç tanesini gösterir.

Birinci Delil: اَلسَّبَبُ كَالْفَاعِلِ sırrıyla, Müslümanların bütün asırlarda işledikleri sevapların bir misli amel defterine geçtiği gibi, bilhassa her gün ümmetinin ettiği salâvat duasının kesinlikle makbul olması yönüyle, o hadsiz duaların gerektirdiği makam ve mertebe düşünülünce, Peygamber Efendimizin (aleyhissalâtü vesselam) manevî şahsiyetinin bu kâinatta nasıl bir güneş olduğunun anlaşıldığını ifade eder.

İkinci Delil: Resûl-u Ekrem’in (aleyhissalâtü vesselam) şahsiyeti İslam âleminin büyük ağacının kökü, çekirdeği, hayatı, kaynağı olduğundan, onun fevkalâde kabiliyetleri ve donanımıyla, İslam âleminin maneviyatını teşkil eden kutsî kelimeleri, tesbihatı ve ibadetleri bütün mânâlarıyla en önce hissedip yerine getirmekten doğan ruh yüksekliğini düşündürür. Ve Allah’a Habib olma derecesine çıkan Resûlullah’ın (aleyhissalâtü vesselam) kulluğundaki velâyetin, başka velâyetlerden ne kadar yüksek olduğunu gösterir. O Zât’ın (aleyhissalâtü vesselam) sınırı ve sonu olmayan kemâl mertebelerinde ne kadar yükseldiğini bildirir.

Üçüncü Delil: Ferd-i Zülcemâl Zât’ın insanlık, hatta bütün kâinat adına Resûl-u Ekrem’i (aleyhissalâtü vesselam) kendine muhatap kılmakla, elbette o zâtı hadsiz kemâlâtta sonsuz feyzine mazhar ettiğini anlatır. Ve Resûl-u Ekrem’in (aleyhissalâtü vesselam) manevî şahsiyetinin hem kâinatın manevî bir güneşi hem de kâinat denilen bu büyük Kur’an’ın en büyük ayetlerinin, Furkân-ı Âzam’ın ve İsm-i Âzam’ın ve Ferd isminin en büyük cilvesinin bir aynası olduğunu ders verir.

576