İçeriğe geç

Yirmi Sekizinci Lem’a’nın Fihristinden Bir Parça

Birinci Nükte: Hazreti İmam Ali (radiyallâhu anh), Kasîde-i Ercûze’sinde أَحْرُفُ عُجْمٍ سُطِّرَتْ تَسْطِيرًا diyerek bu zamanda umumi hale getirilen ecnebi harflerine işaret eder. Bu cümledeki harflerin cifir ve ebced hesabıyla rakamlarının bu zamana parmak basmasıyla, meydanda olan küfür cereyanına işaret eder. Aynı şekilde, hem Ercûze’sinde hem Ercûze’yi teyit eden ve kuvvetlendiren Kasîde-i Celcelûtiye’sinde neredeyse apaçık şekilde,

تُقَادُ سِرَاجُ النُّورِ سِرًّا بَيَانَةً تُقَادُ سِرَاجُ السُّرْجِ سِرًّا تَنَوَّرَتْ

ve

أَقِدْ كَوْكَبِي بِالْاِسْمِ نُورًا وَبَهْجَةً مَدَى الدَّهْرِ وَالْأَيَّامِ يَا نُورُ جَلْجَلَتْ

ifadeleriyle, o cereyanın karşısında varlığı nuruyla anlaşılan ve karanlığın pek şiddetli, sisli, yakıcı dehşetine karşı sönmeyen, gittikçe karanlığı yararak dünyayı aydınlatmaya çalışan Risale-i Nur’a ve müellifine hususi iltifatını bildirir.

Ahirzamana kadar Risale-i Nur’un benzersiz bir şekilde ışık vermesi ve yanması için dua edip yakaran, Kur’an-ı Mucizü’l-Beyan’ın en mühim talebelerinden ve Kur’an ilimlerinin birinci naşiri olan Hazreti İmam Ali (radiyallâhu anh), İslam’ın ilk yıllarında Kur’an’ın aleyhine açılan birçok kapıya karşı mübarek İsm-i Âzam’ı şefaatçi yapıp şeriatın hakikatlerini ve İslamiyet’in esaslarını kahramanca ve mertçe korumaya çalıştığı gibi, ahirzamanda Kur’an’a tamamen muhalefet eden dinsizlik cereyanına karşı da aynı İsm-i Âzam’ı şefaatçi ve sığınak kabul ederek Kur’an’ın inkâr edilemez mucizeliğinden gelen ve mucize mührünü gösteren Risale-i Nur’un sönmez nuruyla ve susmaz lisanıyla cesurca karşı koyup mukavemet eder. Yeryüzünü yakıp çiçekleri kurutan dinsizlik ateşini İsm-i Âzam’ın çok büyük, muazzam nuruyla,

587