edilecek şekilde özetlemeye yetmese de mahcubiyetle emre itaat ediyorum.
Bu kıymetli Lem’a, altı mühim “nükte”ye ayrılmıştır.
Birinci Nükte .......................................................................................... 420
بِسْــــــمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
وَالْأَرْضَ فَرَشْنَاهَا فَنِعْمَ الْمَاهِدُونَ
ayetinin bir nüktesi ve “Kuddûs” İsm-i Âzamının bir cilvesidir. Cenâb-ı Hakk’ın varlığını ve birliğini kusursuz bir açıklıkla göstermektedir. Evet, şu muntazam kâinat, şu gayet büyük fabrika; içindeki bütün varlıklarla hummalı bir faaliyet içinde sürekli çalışmasına rağmen, kâinatın her tarafı tertemiz tutulur, hiçbir yerde kirli ve bulaşık maddelerden lüzumsuz hiçbir şey bulunmaz. Şu muazzam kürelerden tut zerrelere kadar her varlık, Kuddûs-ü Âzam’dan gelen emirlere boyun eğer, itaat eder. Bu şekilde gayet faal ve harika bir dönüştürme makinesi haline getirilen şu büyük kâinat ve onun bütün unsurları baştan başa cennet misali güzellikleriyle kendilerini âlemin nazarına sunuyorlar. Ve şu âlem sarayındaki sanatlı varlıkların yüzünde görülen gönül çelen güzellik ve çok takdir edilen temizlik, bütün nazarları takdirlerle kendine çekiyor ve Sâni-i Hakîm’i hayranlıkla medh ü senâ ettiriyor. Kuddûs-ü Âzam ism-i şerifinin büyük bir tecellisinin küçük bir gölgesini şaşaalı bir şekilde gösteren ve şu kışın soğuk, haşin çehresi altından çıkan bahar mevsimine bak: Nasıl çiçek açmış, huri misali elbiseler giymiş, güzelleşmiş, tertemiz olmuş bütün ağaçlar ve zümrüt gibi yeşillenmiş yeryüzü, kendilerini her şeyleriyle nazarlara sunuyor. Cansız ve şuursuz maddeler, kısa bir zaman içinde değişime uğramış, zeminden boy vermiş, hayat nuruyla süslenmiş, yaldızlı ipek misali güzelliklerle kendilerini Sâni-i Zülcemâl’in nazarına arz ediyorlar. Bu vaziyet karşısında, değil yalnız insanlar ve cinler, ruhaniler ve melekler de hayran kalıyor. “Maşallah, Bârekallah! Bu ne hayret
Dipnotlar
- “Yeryüzünü de Biz döşedik, bakınız Biz ne de güzel döşedik!” (Zâriyât sûresi, 51/48).