tarafında o küçük hadiseden bahsediliyormuş gibi, hangi şeytan olsa, nereye sokulsa o haberi yarım yamalak işiteceğini ve getireceğini akıl ve hikmet nasıl kabul eder?
Hem ayet-i kerimeye göre bazı peygamberler ve veliler, göklerin üzerinde bulunan cennetin meyvelerini yakın bir yerden alır gibi alıyor ve bazen cenneti yakından seyrediyorlarmış. Sonsuz derecede uzak bir şeyin, son derece yakın olması, bu asrın insanlarının aklına nasıl sığar?
Basit bir şahsın, sıradan bir halinin, küllî ve geniş olan göklerdeki Mele-i Âlâ’da bahis konusu olması, kâinatın idare edilişindeki kusursuz hikmete nasıl uygun düşer?
YİRMİ DOKUZUNCU ARAPÇA LEM’A ................................. 387
Risale-i Nur’un içinde, cennetin lisanı, Resûl-u Ekrem’in (aleyhissalâtü vesselam) üslubu ve rahmet bağışlayan Kur’an’ın tarzı ile meydana gelen, Tefekkürname ismiyle bilinen bu Lem’a’nın bir kısmı, örnek olarak bu kitaba alınmıştır. Diğer kısımları Arapça risalelerde neşredileceğinden burada yer almamıştır.
OTUZUNCU LEM’A ............................................................................ 420
“Sekîne” yüce namıyla tabir edilen ve her biri birer İsm-i Âzam veyahut altısı birden tek İsm-i Âzam olan esmâ-yı hüsnâdan “Ferd, Hayy, Kayyûm, Hakem, Adl, Kuddûs” ism-i şeriflerine dair çok kıymetli, Risale-i Nur’un şaheserlerinden bir lem’adır. Bu lem’a yüksek bir üslûpla ve çok ince hakikatlerle kaleme alınmış, Cenâb-ı Hakk’ın birliğine dair çok derin meseleleri muazzam genişlikleriyle anlatmıştır. Pek açık bir şekilde Allah’ın varlığını gösteren şu hayret verici faaliyet ile O’nun terbiye ediciliği o kadar güzel izah edilmiştir ki, ah ne olurdu, bu risalenin hakikatlerinin derinliklerine ulaşmak şöyle dursun, dış yüzünü olsun tam anlayabilseydim. Heyhat! Eksik anlayışıma bakılmadan, bu risale, hissesine isabet eden kardeşimizin seferberlik halinde bulunmasından dolayı bana gönderilmişti. Liyakatsizliğimle beraber perişan halim böyle bir şaheseri fihriste dâhil