İçeriğe geç

müracaat ettiğini anlatır. Ayet ona, حَسْبُنَا daki نَا ’ya dikkat etmesini söyleyip, “seninle beraber hal diliyle ve sözle kimlerin حَسْبُنَا dediğine dikkat et!” diye emredince, bütün bitki ve hayvanların hal diliyle حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ ’in mânâsını zikrettiklerini gördüğünü, Cenâb-ı Hakk’ın kudretinin büyüklüğünü ve haşmetini varlıklarda nasıl seyrettiğini aktarır.

Dördüncü Mertebe-i Nuriye-i Hasbiye ................................... 352

Kendi vücudu, belki bütün mahlûkatın vücutları yokluğa gidiyor diye elemli bir endişe içindeyken, yine bu ayet-i hasbiyeye müracaat ettiğini ve iman dürbünüyle baktığında ölümü ayrılık değil bir kavuşma, mekân değiştirme ve bâki bir meyvenin sümbüllenmesi olarak gördüğünü beyan eder.

Beşinci Mertebe-i Nuriye-i Hasbiye ......................................... 353

Hayatın çabuk sönmesinin verdiği eleme karşı, ayet-i hasbiyeden aldığı yardımla der ki: Hayat, Hayy ve Kayyûm Zât’a baktıkça ve iman ona hayat ve ruh oldukça bekâ bulur.

Bâki meyveler verdiği için ömrün kısalığına ve uzunluğuna bakılmayacağını izah eder. Ölü olmayanlar veya diri olmak isteyenler, hayatın mahiyetini ve hakikatini anlamayı arzu edenler, Dördüncü Şuâ’daki bu mertebenin dört meselesine baksın, dirilsinler, der.

Altıncı Mertebe-i Nuriye-i Hasbiye ........................................... 354

Daima tahribatçı olan hiçliğin ve fâniliğin, insanı sevdiklerinden sürekli ayıran ölümün ve yokluğun bu güzel dünyayı ve varlıkları dehşetli bir şekilde hırpaladığını, parça parça edip güzelliklerini bozduğunu görmesi üzerine, fıtratındaki mecazî aşk, bu hale karşı şiddetle coşup isyan ettiği zaman, bir teselli kaynağı bulmak için ayet-i hasbiyeye müracaat ettiğinde ayetin mânen, “Beni oku ve mânâma dikkatle bak!” dediğini aktarır. Bunun üzerine, Nur Sûresi’ndeki اَللّٰهُ نُورُ السَّمٰوَاتِ وَالْأَرْضِ ayetinin rasathanesine girip imanın dürbünüyle bu ayet-i hasbiyenin en uzak tabakalarına baktığını ve o dürbünle gördüğü sırları beyan eder.

562