İçeriğe geç

ret ve ortakları men kanunları”nın gereği ile karşılık verir. İkincisine de, “Hâlık-ı Zülcelâl hikmetine tamamen zıt olan, yaratılışın neticesini ve kâinatın meyvesini abese çeviren ve rubûbiyetinin hikmetini inkâr ettirecek bir şekilde mahlûkatın ibadetlerini, bilhassa insanın şükür ve kulluğunu başkalarına vermeye rıza göstermez, müsaade etmez” diyerek gayet güzel, izah edici cevaplar beyan eder.

Sonsöz ......................................................................................................... 270

Allah’ı inkâra dayanan tabiat fikrini terk edip imana gelen zâtın merak dolu şu üç sorusuna cevap verir:

Birincisi: “Tembelliklerinden dolayı namazı terk edenlerin cehennem gibi bir azap ile tehdit edilmesinin sebebi nedir?”

İkincisi: “Gözle görülen bu son derece bolluğun, eşyanın yaratılışındaki intizamın, tevhid yolundaki sınırsız kolaylığın ve Kur’an’ın açık ve kesin hükmü ile

مَا خَلْقُكُمْ وَلَا بَعْثُكُمْ إِلَّا كَنَفْسٍ وَاحِدَةٍ

وَمٓا أَمْرُ السَّاعَةِ إِلَّا كَلَمْحِ الْبَصَرِ أَوْ هُوَ أَقْرَبُ

gibi ayetlerin en son mertebesini gösterdikleri kolaylığın sırrı ve hikmeti nedir?”

Üçüncüsü: “Kâinat fabrikasının işletilmesinin bir terkip ve tahlilin neticesi olduğunu, hiçbir şey yok olamayacağı gibi hiçten bir şeyin de yaratılamayacağını söyleyen felsefecilerin bu sözlerine nasıl cevap verilir?”

Bu sorulara pek ince, çok derin, gayet yüksek, çok geniş, nihayet derecede ikna edici ve susturucu şekilde ortaya koyduğu aklî delillerle, sebeplere tapanları ve tabiat bataklığında boğulanları kurtaran ve hâlâ o yolda bulunanları utandıran, hakikati ifade eden isabetli cevaplar verir.

Hüseyin

545