İçeriğe geç

Üçüncüsü: İki misali var.

Birinci Misal: Issız bir çölde inşa edilmiş mükemmel ve süslerle donatılmış bir saraya giren vahşi bir adamın misaliyle izah edilen bir hakikattir. Şöyle ki: O saraydan daha kusursuz, daha mükemmel ve her tarafı hikmet mucizeleriyle dolu olan şu âlem sarayının içine, ulûhiyeti inkâr eden, her şeyi tabiata bağlayan vahşi insanlar girer. Gördükleri varlıkların, mümkinât dairesi dışındaki Vâcibü’l-Vücud Zât’ın sanatının eseri olduğunu düşünmez, mümkinât dairesi içinde bulunan ve ilahî kudretin değişen ve farklı bir hal alan icraat kanunlarının bir defteri hükmündeki, Cenâb-ı Hakk’ın bir kaideler mecmuası ve sanatının fihristi olan ilahî kanunlara yanlışlıkla “tabiat” adını verip eşyanın yaratılışını ona atfederler. Öyle ahmakça, bâtıl bir yola girerler ki, ahmaklığın son noktasında en büyük ahmaklık nişanını göğüslerine kendi elleriyle takarlar.

İkinci Misal: Muhteşem bir kışlaya ve gayet muazzam bir camiye giren vahşi bir adamın misaliyle anlatılan bir hakikattir. Ezel ve Ebed Sultanı’nın hadsiz ordusunun muhteşem bir kışlası ve muazzam bir mescidi olan şu kâinata, her şeyi tabiatın var ettiğini düşünen inkârcılar girer. Bakarlar ki, bütün varlıklar işinin ve vazifesinin başındadır. Sâni-i Zülcelâl’in mukaddes Zât’ından yüz çevirdikleri için O’nun Rabbanî bir cilvesi olan kuvvetini müstakil bir kudret sahibi kabul ederek manevî kanunlarını birer maddî madde olarak düşünürler. Bununla beraber, o kanunlara yaratma kabiliyeti atfederek “tabiat” adını takar, gördükleri bütün harikulâde varlıkları tabiata dayandırıp vahşilerin en vahşisi olduklarını ilan ederler.

İşte, akıl yoluyla yapılan bir taksimle, bir mevcudun var olması için dört yoldan başka yol bulunmadığından ve bu yollardan üçü hadsiz ve hesapsız imkânsızlıkları gerektiren dokuz muhal ile kapatıldığından, açıkça ve zorunlu olarak, dördüncü yol olan tevhid kesin bir şekilde sabit olur. Ve her bir mevcudun varlığı, onun doğrudan doğruya Vâcibü’l-Vücud Zât’ın kudret elinden çıktığını, göklerin ve yeryüzünün, Allah’ın kudret elinde olduğunu bildirir. Her şeyi sebeplere bağlayanların ve tabiata sapanların gittikleri ve asıl mahiyetini göremedikleri yollarının içyüzünü gösterdikten sonra onları insafa davet eden, onlara mesleklerini terk ettiren izahlı, çok şirin ve tatlı bir beyandan sonra, sorulan iki şüphe uyandırıcı soruyu cevaplar. Birincisine, “müdahaleyi

544