görüşlü insanlar olmalarından, kıskançlıklarından ve dünyaya karşı hırslarından kaynaklanmadığı gibi; gaflet ve dalâlet ehlinin kuvvetli ittifakları da yollarının hakikat olmasından, âkıbetlerini düşünmelerinden ve yüksek nazarlı olmalarından kaynaklanmaz. Şu risale bunu o kadar yüce bir üslûpla ve hakikatleri içeren bir tarzda beyan ve izah eder ki, sebepleri bilinmeyen şu soruların cevaplarını verir: “Fesübhânallah, her an için üç yüz elli milyon fedakâr ferdi bulunan yüce İslamiyet, nasıl hepsi yüz elli milyonu aşmayan ve ölümden dehşetli korkan üç-dört yabancı devletin elinde esir olmuş? Hem öyle bir esaretle mahkûm edilmiş ki, –Allah! Allah!– biçare Müslümanlara her fırsatta öyle dehşetli alçaklıklar ve işkenceler yapılmış ki, engizisyon zulümlerine rahmet okutur. Gözyaşı yerine sürekli kanları akıtılmış. Bir değnek cezasına karşılık, dinî gayret ve hassasiyet sahiplerinin boyunları gaddar zalimlerin elleriyle koparılıp atılmış; o biçare Müslüman hamiyetperverlerin bir kısmı darağaçlarında asılmış, hayatlarına son verilmiş, dünyanın ufuklarında merhametsizce teşhir edilmiş. Dünya hayatları darmadağın edilmiş, ahiret hayatları da zarar görmüş; bir kısmının ise hem dünya hem ahiret saadetleri yok edilmiş. Nedendir?” İşte bu soruların cevapları, elmas hazinesi kıymetindeki bu risalenin “Birinci Nokta”sındaki izahların neticesinde anlaşılmaktadır.
Şu zavallı Müslümanlar hak ve hakikat mesleğinde giderken, hataya ve yanlışa düşmeleri yüzünden ihlâsları zedelenmiş, aralarına rekabet girmiş, ittifak ve birlik yerine ayrılık ve ihtilâf doğmuş. Neticede bu yaralar tedavi edilmemiş, hastalıklar yayılmış; bu hali gören dalâlet ehli, Müslümanların ayrı düşmesini ganimet bilmiş, aldatmacalarla İslam âlemine hücum etmiş, zavallı Müslümanları pek müthiş bir esaret altına almış, mahvetmek için çalışmışlar. İşte asırlardan beri üç yüz elli milyon Müslümanı zincirler altında, her gün, her saat, her an inim inim inleten hallerin sebepleri bu risalenin “Birinci Nokta”sında, hakikati gösteren bir şekilde izah edilmiştir. Fakat heyhat! Zaman ve zemin müsait değilmiş ki, beş noktadan yalnızca biri yazılmış, diğerleri daha sonraya bırakılmış.
Hüsrev